9 Haziran 2013 Pazar

Asya'nın Başkenti Moskova

Varış: 30 Nisan 2013

Moskova'ya gitmeye karar verdiğimde bunun bir tren yolculuğu olacağını düşünüyordum. Bu düşüncem Ukraine International Airlines'tan 120 dolara bir bilet buluncaya kadar sürdü. Uçağın sabah saat 7'de olmasına bakmadan ucuz diye bileti aldım. Kiev havaalanına bu sefer ayrılmak üzere yine skybusu kullanarak gece 3 gibi geldim. Uçağı beklemeye, sessiz bir havaalanı olan Borispol'in bekleme koltuklarında oturur bir şekilde başlarken, iyice yayılıp uzandığım koltuklardan adımın anons edilmesi üzerine kalkarak son verdim. İlk defa kullanacağım bu havayolu firmasıyla hayatımın en rahat uçak yolculuğunu yaptıktan sonra Moskova Sheremetyevo havaalanına varinca sehir merkezine gitmek için doğrudan havaalanından kalkan treni kullandım. Moskova'da konaklamayı, geçen sene üye olup hiç kullanmadığım Couchsurfing sitesi yardımıyla halletmeye karar vermiştim. Ev sahibim Karina'nın ev adresini ve nasıl geleceğimi tarif ettiği mesajı doğrultusunda ilk olarak metroya ulaşmam gerekiyordu. Trenden indikten sonra metro istasyonuna burada üniversite okuyan bir Çinlinin yardımıyla ulaştım.  Eskiden sadece Kiril alfabesi kullanılan metro içerisindeki yazılarda, artık Latin alfabesinin kullanılmasıyla zorluğu her ne kadar azalmış olsa da burası hala Moskova Metrosu. Metro haritasından yapmam gereken aktarmalara baktıktan sonra Karina'nın evine doğru yola çıktım. Karina'yla buluşup konuştuktan sonra evine yakın mesafedeki Izmaylovo Kremlin'i görmeye gittim. Burası Kızıl Meydan'a uzak kalmasından dolayı olsa gerek turistler tarafından pek ilgi çekmiyor gibiydi. Gezdiğim süre içinde sadece bir kaç turist görmüştüm. 



Burada karşılıklı konumlandırılmış 2 ahşap, kilisenin yıllardan ve Moskova'nın soğuğundan bu kadar düzgün bir şekilde korunması beni şaşırtmıştı. Tarihi eserlerin üzerine adını kazıyan topraklardan gelmişiz, şaşırtır tabii. 2.günüme Karina'nın rehberliğinde Kızıl Meydan'ı gezerek başladık. Kremlin Sarayı denildiğinde aklıma gelen yerin aslında Saint Basil Katedrali olduğunu da bugün öğrendim. Cehalet kötü bir şey tabi.







Kızıl Meydan'ı gezdikten sonra Christ The Saviour Katedraline geçtik. 1860'larda tamamlanan asıl kilise komünizm döneminde yıkılarak bir çeşit park ve havuza çevriliyor. Yenilenen Rusya, dünyaya değiştiğini göstermek için kiliseyi aynı yere aynı şekilde ama daha gösterişli olarak tekrar inşaa etmeye karar veriyor. Kubbesinde ve içerisinde kullanılan altından dolayı yapımı sırasında halkın bir kısmı kiliseyi abartı bulduğu için gösterilerde bulunmuş olsa da kilise altın kullanılarak tamamlanmış. Kiliseden sonra Moskova metrosunun bir sanat galerisi şekline büründüğü bazı duraklarına uğramaya karar verip zamanımızı buralarda geçirmeye başladık. Bu zaman boyunca her milletten o kadar çok Asya'lıyı görünce, Moskova'nın aslında Asya'nın başkenti olduğunu anladım. Yukarı çıkarsak Moskova'nın farklı yerlerinde, yıllar önce Varşova'da gördüğüm Kültür Sarayı binasıyla aynı mimari biçimde, Stalin'in Gökdelenleri diye adlandırılan 7 adet bina bulunmakta. Otel olarak kullanılanı da var bakanlık olanı da. Bunlardan yıllar önce resmini gördüğüm Lomonosov Moskova Devlet Üniversitesi'ne kesin gitmem gerektiğini biliyordum. Üniversiteye gitmek için metroya bindiğimde yanımda oturan sarışın genç bir kızın elinde Orhan Pamuk'un bir kitabını (adını hatırlayamadım şimdi) okuduğunu görünce ilk başta şaşırdım. Bu şaşkınlıkla kıza ilk sorum ingilizce biliyor musun oldu? Kız ingilizce Orhan Pamuk okuyor ben hala ingilizce biliyor musun diye soruyorum :) Orhan Pamuk'un Moskova'da bilinen bir yazar olup olmadığını sorduktan sonra ikinci hatamı Rus musun? diye sorarak yapıyorum. Soruyu gereksiz yapan, kızın sarışın, mavi gözlü bildiğin tipik Rus güzeliğine sahip olması ve bizimde Moskova'da olmamızdı. Biraz Moskova biraz İstanbul biraz da benim turum hakkında konuştuktan sonra edebiyattan konuşmaya başladığımızda şaşırtma sırası bendeydi. Çantamdan Dostoyevski'nin Kumarbaz adlı kitabını çıkarınca kızın yaşadığı şaşkınlığı sanırım hiç unutmayacağım. Bu sefer kız bana diyor İngilizce biliyor musun? İstanbul'dan mı geldin :) Dostoyevski'nin Türkiye'de okunup okunmadığını sorduğunda ise, işe milli mesele gözüyle baktığım için bazı ufak yalanlar söylemiş olabilirim. Karina'nın tavsiyesiyle üniversiteye gelmeden bir durak önce inip Gorky parkı civarında yürüyerek okula gidiyorum. Özellikle tepeye geldiğim tabelalar ve teleferiği gördükten sonra buranın kış aylarında kayak yapmak için de kullanıldığını anladım. Gelen kalabalıktan anladığım kadarıyla tepe Moskova'yı izlemek için en güzel yerdi. 

Üniversiteyi gördüğümde boşa gelmediğimi anladım. Etrafı biraz gezdikten sonra içeri girmek için yaklaşık 1 saat uğraşsam da başarılı olamadım. Rusya'da Mayıs tatiliydi ve okulda ders yoktu. Etrafta bir kaç turist ve yurtta kalan öğrenciler vardı yalnızca. Öğrenciler normal zamanda beni misafirleri gibi içeri sokabileceklerini ama ders olmadığı için bunu yapamayacaklarını söylediklerinde buruk da olsa geri dönmeye karar verdim. Kızıl meydan'ı birde gece ışıklandırmasıyla görmek istediğimden Karina ile tekrar buluştuk. Her iki şekilde de meydanı gördükten sonra bir daha görüceksem tercihim gece görmekten yana olur.

Şehirde ki son günümde diğer ev sahibim Liza'yla buluştum. Güneşli bir Moskova gününde yapılacan en güzel şey Gorky parkına gitmektir deyip bisikletlerimizle yola çıktık. Moskova nehri kıyısındaki parkın kalabalığından Moskovalıların güneşli ve sıcak bir havaya olan özlemini görüyor insan. Bu son günümü Liza ve arkadaşlarıyla frizbi oynayıp konuşarak geçirdikten sonra artık Saint Petersburg'a gitmenin zamanı gelmişti. Gitmeden Moskova insanı hakkında bir şey söylemem gerekirse bu kesinlikle çok yardımsever olduklarıydı. Bineceğim otobüsü ve durağı sorduğumda benimle otobüse binip gideceğim durağa gelince benimle birlikte inip sonra kendi otobüsünü bekleyen adını hatırlamadığım çocuğa ve metroyla giderken ineceğim durağı unuttuğumda, hatırlamak için metro haritasına ayakta kafası karışmış bir şekilde bakarken yardıma ihtiyacım olup olmadığını soran, konuşmaya başladıktan sonra da oturduğu koltuktan kalkıp daha rahat konuşmak için benimle ayakta yolculuk etmeye başlayan Anna'ya çok teşekkür ederim.

Daha fazla fotoğraf için aşağıdaki ''Moskova Fotoğraflar'' kelimelerine tıklayınız

Moskova Fotoğraflar