19 Haziran 2013 Çarşamba

Havaalanındaki Sıkıntılardan Sonra Surabaya

Varış: 15 Mayıs 2013


Sura and Baya

Sabah saat 9 gibi Bangkok’a 18.45 uçağına tek yön bilet aldıktan sonra saat 11 gibi öğreniyorum ki Tayland ülkeye giriş için dönüş biletinin de alınmasını zorunlu tutuyormuş. Kısa süreli bir şoktan sonra uçağımı kaçırmamak için, ne yapabilirim diye düşünmeye başlayıp hemen bir çözüm bulmam gerektiğini biliyordum. En basit seçenek dönüş biletini almak gibi görünse de ne zaman döneceğimi bilmediğimden bu seçenek üzerinde durmadım. Diğer bir seçenek, dönüş biletini alıp Tayland’a girdikten sonra bileti kesintili bir şekilde iade etmek. Buda bana fazladan bir masraf daha demekti.  Bunun üzerine haritaya bakıp Tayland dışında başka bir ülkede bir yer bulup oraya bilet alayım diye düşündüm. Gideceğim en güney noktanın Bali adası olacağına karar verdikten sonra buraya uçak bileti alıp buradan kuzeye doğru ilerlerim gibisinden kabataslak bir plan yaptım. Ama Bali’ye uçak biletlerinin pahalı olmasından dolayı pekte yakın olmayan Surabaya’ya uçak bileti alıp, Bali’ye buradan gitmeye karar verdim. işte Surabaya’ya gelecek olmamın tek sebebi buydu. İşin komik tarafı ise bu bileti aldıktan sonra öğreniyorum ki Endonezya’nında havaalanında vize verirken dönüş biletini soruyor olmasıydı. Bu konuylada Bangkok’ta uğraşırım deyip havaalanına gidiyorum. Bangkok havaalanına indikten sonra pasaport polisinin dönüş biletimi ya da başka bir şey sormaması üzerine Surabaya’ya bilet almış olmanın pişmanlığını yaşamaya başlıyorum. Tayland’ın dönüş biletini sormamasını örnek alıp, Surabaya’ya dönüş bileti almadan gitmeye karar veriyorum. Bangkok Don Mueang havaalanına gelip check-in yaparken daha burada havayolu firmasının beni uçurmama hakkı olduğunu bildiğimden, bir heyecan gelmeye başladı bana. Görevlinin Endonezya vizemi sorması üzerine havaalanından alabileceğimi söyledim. Bir şey demeden uçuş kartımı verdi. Dönüş bileti olmadan Endonezya’ya gidişimin ilk aşaması tamamdı. Şimdi karşımda 2. aşama olan indikten sonra Endonezya pasaport polisinin vizemi verip girişimi onaylamasıydı. Havaalanında vize alma ofisine gidip, 25 dolarlık vize ücretini ödeyip makbuzu aldıktan sonra pasaport sırasına giriyorum. Pasaport polisinin kaç gün kalacaksın, nerede kalacaksın gibi sorularını cevapladıktan sonra mühre uzanması üzerine, artık bitti diye düşünüp sevinmeye başlarken o son sorusu geldi.  Dönüş biletin nerede?  Yaşamaya başladığım adrenalin patlaması içerisinde verebildiğim tek cevap ” Yok ki” demek oldu. Bunun üzerine hemen başka bir polisi seslendi beni alması için. Yeni gelen bu polisle birilikte, yeni bir macera başlıyordu benim için. Beni bir ofise götürdükten sonra dışarı çıktı polis. İçeride 2 normal birde amirleri olduğu anlaşılan, toplamda 3 polis ve amirin masasının önünde oturan Asyalı bir kız vardı. Beni normal polisin önündeki masaya oturttular.
Polis: Dönüş biletini neden almadın ?
Ben: Asya turu yapıyorum şu anda ve dönüş tarihim belli değil. Pasaportumdan gittiğim ülkeleri kontrol edebilirsiniz.
Pasaportumdaki mühürleri kontrol etmeye başlayan polis Schengen vizemi görüyor.
Polis: Avrupa’ya gittin mi?
Ben: Evet, daha sonra Irak’a , Ukrayna’ya, Rusya’ya ve Tayland'a gittim.
Berlin çıkış mührünü görmesi üzerine bu seferde Berlin’e gidip gitmediğimi soruyor polis.
Ben: Evet Berlin’e de gittim.
Polis: Burada nereye gideceksin?

Ben: Önce Surabaya’yı gezicem oradan Malang’a, Bromo Dağı’nı görmeye gidicem daha sonra Bali, Jogjakarta ve Jakarta’ya gideceğim.
Ben şehirleri saydıkça poliste benimle birlikte şehirlerin isimlerini söylemeye başladı. Kafasını sallamasından buraları bildiğime şaşırdığını anlıyordum. Aynı polis ne kadar kalacaksın nerede kalacaksın gibi soruları sorduktan sonra  az önce pasaportunu alıp giden Asyalı kızın yerine beni oturttup, pasaportumu amire verdi.

Bu sefer amir başladı aynı sorulara. 
Amir: Nerede kalacaksın?
Ben: Önce arkadaşımda kalacağım daha sonra otele geçeceğim.
Amir: Arkadaşın Türkiye'den mi geldi buraya?
Ben:  Hayır, Endonezyalı. Dışarıda beni bekliyor.
Amir: Nerede tanıştınız?
Ben: Avrupa’da
Amir: Endonezyalı biriyle Avrupa’da tanıştın demek
Ben: Evet, şimdi de beni misafir edicek.
Amir: Kız mı erkek mi?
Ben: Kız

Sorgunun bu kısımları benim komplike yalanlar söylediğim anlardı. Ne dışarıda bekleyen biri vardı beni ne de Avrupa’da tanıştığım Endonezyalı bir arkadaşım. Tamam Couchsurfing’ten tanıştığım biri vardı ve ben haber verdikten sonra beni almaya gelicekti ama polise birde Couchsurfing’i anlatmakla uğraşmak istemedim. Tek istediğim vizemi alabilmekti. 

Amir: Ne kadar süre kalacaksın Endonezyada?
Ben: Yaklaşık 20 gün falan.
Amir:  Sonra...
Ben: Singapura gideceğim.
Amir: Normalde bu durumda vize vermemem gerekiyor ama senin vizeni vereceğim. Ama dönüş biletini almadan paranı sakın bitirme.
Ben:  Param biterse ailem dönüş biletimi alır. Zaten buradan Singapur’a gideceğim.

Amir son cümlesini tekrarladıktan sonra vize kağıdını pasaportuma yapıştırıp giriş mührünü basıyor.  1 saatlik sorgunun ardından zorda olsa vizemi alabilmiştim. 

Masjid Cheng Ho


Bağımsızlık Savaşı Heykeli
Sonunda Surabaya’dayım. Bu bileti aldıktan sonra şehri araştırdığımda Wikitravel’ın bile şehrin pek gezilecek bir yeri olmadığını yazdığını görsem de yine de bir gün kalmaya karar verdim. Ev sahibimin rehberliğinde başladık gezmeye. Öncelikle şehrin adı Javaca dilindeki Sura (köpekbalığı) ve Baya(timsah) kelimelerinden geldiğinden dolayı bu iki hayvanın birlikte olduğu heykelleri bir çok yerde görebilirisiniz. Güneydoğu Asya’nın en büyük camilerinden biri olan Masjid Al Akbar adlı bir camiyi gezdikten sonra Çin mimarisiyle yapılmış olan Masjid Cheng Ho camisini geziyoruz. Havaların sıcak olmasından dolayı duvarları olmayan bu cami bana daha çok bir budist tapınağını anımsattı. Şehrin merkezinde Hollanda kolonisi oldukları zamandan kalan bir çok ilgi çekici bina var. Bu binalar genel olarak ya banka olarak kullanılıyor yada kullanılmayıp terkedilmiş bir şekilde duruyor. Tamamı beyaz olan bu binaları tanımak oldukça kolay. Yine şehir merkezinde karaya çıkartılmış bir adet denizaltı müze olarak kullanılmakta. Bu sayede bir denizaltına da girmiş oldum. Titis ve kardeşiyle birlikte akşam karanlığında arabayla gezerken dışarıda bir heykel görüyorum.  Bir inşaat mühendisi olarak gördüğüm bu heykeldeki 4 dikey sütunu sadece su borularına benzetebildim :) Bu boruların ne anlama geldiğini sormamla birlikte ikisi de gülmeye başladı. Boru dediğim şey aslında bambuymuş :) Hollandalılarla yaptıkları bağımsızlık savaşı sırasında onların ateşli silahlarına karşı bambuyla savaştıklarından dolayı böyle bir heykel yapıldığını söylediler. Heykelin neden o zaman yeşil yada sarı değilde beyaz olduğunu ise onlar da bilmiyorlardı. İlginç şeyler bunlar. Surabaya için tek bir şey söylemem gerekirse, o da buranın sadece gelmek zorunda olanların geldği bir şehir olduğuydu. Elveda Surabaya sonsuza dek :)


                         Denizaltından                                                                   Masjid Al Akbar