22 Haziran 2013 Cumartesi

Hiçliğin Ortasındaki Bromo Dağı

Kül Çölü
Couchsurfing’de (CS) Surabaya’ya gideceğimi yazdığımda Malang’a bir davet mesajı aldım. Mesajı gönderen kişi, şehre geldiğim taktirde Bromo Dağı’nı görebileceğimi belirtiyordu. Surabaya’dan sonra Bali’ye gideceğimi söyleyerek daveti reddetmiştim ama Bromo’yu araştırmadan da edemedim. Dağın aktif bir volkanik dağ olduğunu ve özellikle son yıllarda sürekli bir hareketlilik içinde olduğunu okuyup resimlerine baktıktan sonra, tamam sıradaki durağım Bromo dedim. Dağa ulaşmak için gidiş yollarını araştırdığımda karşıma 2 şehir çıktı. Şehir merkezinden dağa kolayca toplu taşıma aracı bulabileceğiniz Probolinggo diğeri ise Malang. Bromo’yu, Malang sayesinde öğrendiğim için olsa gerek daha çok zorlanacağımı bildiğim halde yine de Malang üzerinden gitmeyi seçtim. Surabaya’dan 2 saatlik bir otobüs yolculuğundan sonra Endonezyalılar arasında öğrenci şehri denilen Malang’a varmıştım. Ev sahibim Pras’la ve diğer misafiri Calvin’le buluşup yemeğe gittiğimizde Calvin’in de benimle birlikte Bromo’ya gelmeye karar verdiğini öğreniyorum. Benim için daha iyi olur deyip planlar yapmaya başlıyoruz. Planlarımızdan önce yeni yol arkadaşım Calvin’den ve Malang’a gelme sebebinden bahsedeyim. Biri Alman diğeri Amerikalı bir anne babaya sahip Calvin, geçen seneye kadar kung fu öğrenmek amacıyla 3 yıl boyunca Çin’de küçük bir şehirde bir budist tapınağında kalmış. 


Buradan Malezya Penang’taki başka bir budist tapınağına taşınan Calvin, Malezya vizesindeki bir problemden dolayı 1 ay boyunca Malezya dışında durması gerektiği için o da ucuz ve daha önce gelip beğendiğinden bu zamanını Endonezya’da geçirmeye karar veriyor. Şimdi planlarımıza geçeyim. İlk planımız şehir merkezinden bir çadır kiralayıp 1 gece dağda kaldıktan sonra ertesi gün Malang’a geri gelmekti. Biraz konuştuktan sonra ikimiz de başka yerlere geçmek istediğimizi belirtince dağda kalmaktan vazgeçip günü birlik gitmeye karar veriyoruz. Nasıl gideceğimiz konusu üzerinde Pras’a danışınca Malang’tan Bromoy’a gitmenin tek yolunun cip kiralamamız olduğunu söylüyor (yanlış hatırlamıyorsam 20 dolar civarında bir ücret bu cip olayı). Bunun pek benim tarzım olmadığını söyleyip başka bir alternatif önermesini istediğimde, kendisinin de yıllar önce denediği başka bir yolun daha olduğunu söylüyor. Ama bu yolun bizim için zor olacabileceğinide eklemeden durmuyor.  Tamam nedir bu yol dediğimizde kağıdı kalemi alıp şu 3 satırı yazıyor:

   1- Malang - Tumparg (beyaz minibüs)
   2- Tumparg - Ngaoas (otostop)
   3- Ngaoas - Bromo (motorsiklet taksi)


Tarlalar
Pras’a bu şekilde gidip gidemeyeceğimizi sorduğumda ben yapmıştım siz de yapabilirsiniz ama sadece sizin için biraz daha zor olur dil ve yerleri bilmediğiniz için cevabını verdi.  Bu yolu denemeye karar verdim, Calvin’de benimle birlikte olduğunu belirtti. Ertesi gün olduğunda elimizde bu 3 adımın yazdığı kağıtla evden dışarı  çıktık. İlk adım olan beyaz minibüsü bulup Tumparg’a gitmek oldukça kolay oldu. Tumparg’a gelirsek burası uçsuz bucaksız bir Endonezya kasabası. Etrafta ingilzce bilen yok. Tek öğrenmek istediğimiz, hangi yöne doğru yürümeye başlayacağımızı bulmak. Bunun için insanlara Ngaoas diye sorduğumuzda kimseden bir cevap alamıyoruz. Kimsenin Ngaoas’ı bilmemesine şaşırdıktan sonra Bromo demeye başlıyoruz. Bunun üzerine bir yön öğrenebiliyoruz. Gösterdikleri yönde yürümeye başlayıp, biraz daha işlek bir caddeye ulaştığımızda Bromo Dağı’na 40 km tabelasını görünce ikimizde bu kadar uzak olacağını bilmediğimizden biraz tereddüt etmeye başlıyoruz. Şimdi sırada otostop çekmek var. Pras’ın, Tumparg’da sebzeci-meyveciler bulacaksınız, onlara otostop çekin lafı üzerine etrafa bakıyoruz ama hiç kimseyi göremeyince yürümeye başlıyoruz. İlk 10 dakikalık yürüyüşten sonra ilk aracımızı bulup bir kaç km ilerledikten sonra yol ayrımında inmek zorunda kalıyoruz. Daha sonra yürüyüşe devam ederken bu sefer başka bir araç duruyor. Bu araçla başka bir tepenin eteğine gelinceye kadar ilerliyoruz ve aracın durmasıyla iniyoruz. Şoför tepenin eteğindeki ekili yerleri gösterip tüm bu arsalar bizim :)  dedikten sonra buraya arsalarımızda çalışmaya geldik deyince Pras’ın sebzeci-meyveci insanlarla neyi kasettiğini anlıyoruz. Aynı adam daha sonra bütün çiftçilerin arsalarına erkenden gittiği için başka araç bulmakta zorlanacağımızı söylemesi üzerine, biraz karamsarlaşsak dahi yürümeye başlıyoruz. Yürüyüşün bu kısımlarında sürekli olarak yokuş çıktığımızdan yorgunluğu hissetmeye başladığımızda bir kamyon duruyor.

Kasasındaki 15-20 kadar üniversite öğrencisiyle birlikte Smerang Dağına doğru kamp yapmaya  giden bu ekiple birlikte yeni bir yol ayrımına kadar gitmeye karar veriyoruz. Yavaş süren bu yolculuğumuz sırasında yol üzerinde küçük mü küçük bir köy görüyoruz. Köyün adı Ngaoas. Calvin’le birbirimize bakıp insanların aşağıda neden burayı bilmediklerine hak veriyoruz. Bu noktada normalde köyden motorsiklet taksi tutmamız gerekirken, kamyonla birlikte ilerlemeye karar veriyoruz. Kamyonla yolumuzun ayrıldığı kavşakta Bromoya 12 km tabelasını görünce tekrar yürümeye başlıyoruz. Artık hiç bir araç geçmese bile rahatlıkla dağa yürüyebilecek bir mesafede olduğumuzdan rahat rahat yürüyoruz. Bir kaç km yürüdükten sonra beton yollar, yerini volkanik küllerle kaplanmış toprak yollara bıraktığında heyecanlanmaya başlıyoruz. Yürümeye devam ettikçe etraftaki kül yoğunluğu artmaya başlıyor. Bu sırada uzakta bir çadır görüyoruz. Ne olduğunu merak ettiğimiz bu çadıra yaklaştığımızda bunun bir lokanta olduğunu anlamamız üzerine, bir şeyler yemeye karar verip çadırın altına girmemizle yağmurun başlaması bir oluyor. Zamanlamanın mükemmelliğinden konuşup yemeğimizi yerken, yağmurun durmayacağını anlayınca yürümeye devam etmeye başlıyoruz. Bir süre yağmur altında yürüyüp sonra doğrudan dağa giden bir aracın bizi almasından kısa süre sonra dağa ulaşıyoruz. Dağa geçmeden önce şunu belirtmek isterim ki hayatımda hiç motorsiklet kullanmamış olmama rağmen o an istediğim tek şey bu yollarda motorsiklet kullanmaktı.


Bromo Krateri

Olur da bir gün Bromo’ya gitmeye karar verirseniz şehir merkezinden günlük  10 dolara motorsiklet kiralayıp bu yollarda motor sürmenizi öneririm. İşte şimdi dağdaydık. Hemen kratere doğru hızlı adımlarla ilerleyip yukarı vardığımızda, herhangi bir lav ya da belirtisi göremeyince ikimizde bir hayal kırıklığına uğramadık değil. Bu hayal kırıklığına rağmen gördüğümüz dumana tav olmak zorunda kaldık. Dağın etrafında önceki volkanik patlamalarda oluşan lav yollarını kolayca farkedebiliyorsunuz. Kraterde ve dağın hemen önündeki hindu tapınağında biraz zaman geçirdikten sonra geri dönme vaktimiz geldiğinde bu sefer yoldan biraz saptık. Bir süre bu şekilde yoldan uzaklaştıktan sonra sanki bir çöldeymişiz hissi yaşamaya başladık. Gerçekten de tam o an hiçliğin orta noktasındaydık. Biraz bu yoklukta vakit geçirdikten sonra, araç bulmamız gerektiği için yola çıktık. Yağmurun şiddetini iyice arttırdığı bu anlarda hiç araç bulamayıp köye kadar yürüyeceğimizi düşünmeye başlamışken gelen bir araçla köye varıyoruz. Köyden ise Malang’a doğrudan giden başka bir araç bulmamız üzerine Malang’a dönüşümüz oldukça kolay oluyor. Otostopla hiç bilmediğimiz bir yere 100km den fazla git-gel yol yaptıktan sonra şehir merkezine geldiğimizde, Pras’ın evine nasıl gideceğimizi bulmakta zorlanınca bu duruma gülüp, Pras’ı aramak zorunda kaldık. Ben şehirden sabah Bali’ye doğru otobüsle ayrılacakken, bugünden sonra Calvin’de ertesi gün Surabaya’ya doğru otostop çekmeye karar vermişti.


Hindu Tapınağı

Malang Fotoğrafları için buraya tıklayınız