11 Haziran 2013 Salı

Raskolnikov'un şehri Sankt Peterburg

Varış: 3 Mayıs 2013


Moskova'dayken hiç düşünmemiştim buradan nereye gideceğim diye. Çünkü daha Kiev`e uçak bileti aldığım an biliyordum Sankt Peterburg`a (''Spb'') gideceğimi. Nasıl olmuştu da bu şehre böylesine kaptırmıştım kendimi.  Suç ve Ceza kitabıyla okumaya başladığım Dostoyevski’ydi bunun sebebi. Ondan okuduğum her yeni satırda daha fazla gitmek istiyordum bu şehre. Ne Hermitage Müzesi ne de The Saviour on Spilled Blood Kilisesi’ydi ilgimi çeken. Cebindeki son kopeğe kadar tüm parasını harcadığı için fayton tutamayan Raskolnikov’un,  evine gitmek için gecenin soğuğunda yürümek zorunda kaldığı  Sankt Peterburg sokaklarıydı ilgimi çeken. Üzerindeki bir köprüde durup ne yapması gerektiğini düşünürken izlediği Neva Nehri’ydi merak ettiğim. Biliyordum ki ancak bu sokaklarda yürüyüp, bir bankta yalnız başıma tüm gece Neva’yı izledikten sonra 2. defa okuyacağım zaman bu kitapları daha iyi anlayabilirdim. Leningradsky tren istasyonundan 35 dolara aldığım bir bilet ve 9 saatlik tren yolculuğundan sonra işte böyle melankolik bir ruh hali içinde Moskovsky tren istasyonuna varmıştım.  Şehrin merkez caddesi olan Nevsky Prospect’in bir ucu olan bu istasyondan çıktıktan sonra yine bu cadde üzerindeki  bir sokakta olan All You Need is Hostel adlı hostelime yürüyüp yerleştikten sonra dışarı çıktım.  Şehir, yapımı sırasında Avrupa şehirlerinin örnek alınması ve İtalyan mimarlar tarafından tasarlanması sebebiyle Moskova gibi bir Rus şehrinden daha çok Avrupa’daki bir şehri andırıyor. Ama Avrupa insanında gördüğünüz düzeni Spb insanında göremezsiniz. Sanırım bu şehri bu kadar özel kılan şeyde bu. İki  taraftanda bir şeyler barındırıyor olması. Tıpkı İstanbul’un da hem Doğu hem de Batı motifleri barındırması gibi. Nevsky boyunca yürüdükten sonra merkezinde Napolyon’a karşı alınan zaferden sonra yapımına başlanan Alexander Sütunu bulunan Dvortsovaya meydanına ulaşıyorsunuz.

hermitage
Meydanın Neva nehrine bakan cephesinde Hermitage Müzesi bulunmakta. Müze barındırdığı eser sayısı bakımından bildiğim kadarıyla dünyanın en büyük 3. müzesi. Müzede bulunan altından yapılmış belli saatlerde harekete geçip gerçek bir tavus kuşu gibi kabarıp daha sonra eski haline dönen bir mekanizmaya sahip şekilde yapılmış tavus kuşu saati (Peacock Clock) görülmeden çıkılmaması gereken bir eser. Nevsky’nin bittiği yerden Hermitage’e doğru değil de diğer tarafa yönelip, Angliyskaya caddesi boyunca  yürüyünce gördüğüm Neva’ya bakan sıra sıra binaların her biri başlı başına birer sanat eseri.





Neva nehri içereside ki küçük bir ada olan Zayachy adasındaki  Peter and Paul kalesi ise şehrin ilk kurulmaya başladığı yer. Kalenin içerisine ücretsiz girebiliyor olsanızda içerisindeki  aynı isimdeki kilise ve sergi için bilet almanız gerekiyor. Neva nehri üzerinde bulunan köprülere gelirsek, bunlar gece 2 gibi deniz trafiği için açılmaya başlıyor ve yaklaşık 2-3 saat bu şekilde açık kalıyor. Havanın 22.30 gibi kararmaya başladığı bugünlerde, köprülerin ışıklandırması sayesinde bu kadar basit bir olay bile ilgi çekici olmayı başarsa da, bu şehrin en ilgi çekici yani şüphesiz ki Beyaz Geceler’idir. Haziran-Temmuz ayları arasında süren 2 haftalık süre boyunca neredeyse güneşin hiç batmadığı şehir, bambaşka bir şekle bürünüyormuş. Henüz Mayıs’ın başları olduğu için Beyaz Geceler’i göremeyecek olmanın verdiği bir buruklukla erken geldiğime pişman olmamış değilim. 

Isaac Kathedrali
Nevsky üzerinde bulunan, ücretsiz girebileceğiniz Kazan Kathedrali ve yine bu caddeden yürüyerek bir kaç dakikada vardığınız, altın bir kubbeye sahip Saint Isaac Kathedrali kısa bir süre için olsa bile mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Şehir 5 hattan oluşan gayet  iyi bir metro sistemine sahip olsa da Nevsky yakınlarında bir yerde kalıyorsanız, şehirde bir çok turistik yere yürüyerek ulaşabiliyorsunuz. Şehir merkezinden çıkıp biraz daha uzaklara gitmeye karar verince, en iyi tercihin 1. Pedro’nun yazlık kullanım amacıyla yaptırdığı Petergof sarayı olduğunu öğrenmem üzerine buraya doğru yola çıktım.  Burası Nevsky’e yaklaşık olarak 30-35 km uzaklıktaydı. Saraya, Prospekt Veteranov metro durağına gelip sonrasında hemen metronun önünden geçen minibüslerden birine atlayarak uygun bir şekilde ulaştıktan sonra bilet için gişeye yöneldim. Sarayın bahçesine girmek için bilet almanız gerekiyor. Eğer müze halindeki sarayın kendisine de girmek istiyorsanız saray için ayrı bir bilet daha almanız gerekiyor. Gişelere geldiğimde küçük bir sürprizle karşılaşıyorum. Günlerden pazar olması sebebiyle giriş fiyatı neredeyse diğer günlerden 2 kat daha pahalı. Bu kadar yol geldikten sonra en azından bahçeyi göreyim deyip müzeden vazgeçerek içeri giriyorum.  Sarayın bahçesindeki düzen ve yaklaşık 400-500 m ilerisindeki denize bir kanal ile bağlanmış olan ana çeşme ve bahçe içeresindeki diğer çeşmeler insanı kısa sürede kendisine hayran bırakıyor. Saraydan çıktıktan sonra sarayın hemen çaprazında yer alan Peter and Paul Kathedrali’ni görmemle birlikte minibüse binmekten vazgeçip kiliseye yöneldim. 

Petergof Sarayı Bahçesi

Saint Peter and Paul Kilisesi (Petergof)

Petergof sarayına gelmem sayesinde keşfettiğim, giriş için herhangi bir bilet almanın gerekmediği bu kilisenin resimlerini, daha sonra hostelde şehir hakkında araştırma yaptığım zaman görecek olsaydım eğer buraya sırf bu kilise için hiç düşünmeden bir daha gelirdim. Kilisenin adını söylerken,  aynı isimle bilinen Peter and Paul kalesi içerisindeki diğer kiliseyle karıştırmamak için Petergof bölgesinde olduğunu özellikle söylemelisiniz. Şehirdeki son günlerimde beni Spb’ye getiren kişiye uğramanın vakti geldi deyip son yıllarında yaşadığı, müze haline dönüştürülmüş evine doğru yürümeye başladım. Adının verildiği metro durağına yakın bulunan müzeye uğradıktan sonra yine yürüme mesafesinde bulunan mezarının bulunduğu Alexander Nevsky Lavra’ya doğru devam ettim. Vardıktan sonra doğrudan Dostoyevski’nin mezarına yöneldim. Mezarı, abartısız mermer bir sütun ve büstünden oluşuyordu. Tüm hayatı boyunca zorluk ve acılar çekmiş bu yazara zaten abartı bir mezar yapmak, ona yapılmış büyük bir haksızlık olurdu. Gece hayatı için gittiğim Nevsky üzerindeki Dumskaya UI sokağı bir çok orta büyüklükte seçenek barındırıyordu.  Daha büyük bir yer denemek istediğimde gittiğim Obvodnyy Kanal metro durağına yakın olan Metro Club ise sahip olduğu büyüklüğe rağmen pek beğendiğimi söyleyemem. Umutlarımın bittiği anda bulduğum Mishka çok küçük olmasına rağmen gelen insanların, çalan müziklerin ve hostelime yakınlığından dolayı en çok zaman geçirdiğim yer oldu. Günlerce Spb’yi gezdikten sonra sanırım yine de bu şehirden içim buruk ayrılıyordum. Çünkü ben bu şehri 19. yüzyılda yazılmış o romanlardaki gibi çamurlu sokaklarıyla, at arabalarıyla da görmek isterdim. Bunun için olsa gerek içimde hala bir yaradır Raskolnikov'un şehri  Sankt Peterburg.

Dostoyeski'nin Mezarı

Daha fazla fotoğraf için aşağıdaki bağlantıya tıklayınız



Not: Rusya’ya gelip 7 günden fazla kalacak olan turistlerin, ilk 7 gün içerisinde polise adreslerini kaydettirmeleri gerekmektedir. Hotel ve hostellerin bunu otomatik olarak yaptığı söylenilse de kaldığınız yere sormanızda fayda var. Benim kaldığım hostel gibi böyle bir şeyi ilk defa benden duymuş olanına denk gelirseniz çıkış yapmak istediğinizde 5 yıllık Rusya’ya giriş yasağıyla birlikte evinize dönebilirsiniz.  Durumun bu kadar ciddi olduğunu okuyup,  hostelime söylediğimde tüm çalışanların 2li gruplar halinde yaptıkları araştırmalardan sonra Alex, onun evinde kalıyormuşum gibi belgeleri doldurup benim için bu kayıt işini halletti. Zaten çok iyi olan bu hosteli Spb’ye giden herkese tavsiye ederim.