27 Haziran 2013 Perşembe

Yanlış Yerlerini Gezdiğim Bali

eat pray love'da geçen kumsal
Bali, bu turdan önce yerini tam bilmesem de Güneydoğu Asya’da adını duyduğum sayılı yerlerden biriydi. Bunun için buraya gelmemek olmazdı. Hep küçük bir yer olarak düşündüğüm adanın aslında hiç de küçük olmadığını kalacak bölge bakarken öğrendim. Yaptığım araştırmalardan sonra adada turistlerin yoğun olarak geldiği yerin Kuta-Legian-Seminyak üçlüsü olduğunu öğrenip bu bölgede kendime bir ev sahibi aradım ve buldum. Şimdi yola çıkma zamanıydı.  Sabah saat 10 gibi Malang otobüs terminaline gittiğimde Bali’ye doğrudan otobüsün sadece akşam saat 7’de olduğunu öğrendim. Beklemek yerine bir aktarma yapıp adaya ulaşmak istediğimi söylediğimde, ısrarla gitmediğim Probolinggo’ya gidip, oradan başka bir otobüsle gitmenin en iyi seçenek olduğunu söylediler. Bunun üzerine Malang - Probolinggo biletini alıp yola çıktım. Probolinggo’ya vardığımda Bali’ye gittiğini söyleyen ikinci bir otobüse atlayıp Java adasının Bali’ye bakan kısmındaki liman olan Banyuwangi’ye kadar geldim. Otobüs şoförü şimdi de Bali’ye gitmediğini, başka bir otobüse binmem gerektiğini söylüyordu. Limandaki otobüs firmalarının istediği fazla paraya karşı Bali’de daha uyguna bir otobüs bulurum diye düşünüp arabalı feribota binerek Java adasından Bali adasına doğru yola çıktım. Deniz üzerinde giderken feribottaki bir otobüsün gitmek istediğim Kuta bölgesine yakın olan Mengwi otobüs terminaline gittiğini anlamam üzerine az önce dışarıda söyledikleri fiyatının yarısına bu otobüse atladım. Bali’de limana vardıktan sonra 4 saatlik bir otobüs yolculuğuyla Mengwi’ye ulaşmıştım. Mengwi’ye gelince her şey bitti mi hayır. Şimdi Mengwi’den Denpasar’a bir minibüse binmekteydi sıra. Bunuda yaptıktan sonra taksiyle Kuta’ya ulaştım. Tek bir otobüs  ve taksiyle gelebilecekken  üç otobüs, bir feribot, bir minibüs ve bir taksiyle gelmek beni haliyle ne kadar yanlış bir karar verdiğimi düşünmeye itti yolculuk boyunca. Sabah kalkıp Kuta plajına indiğimde ise dünkü tüm yorgunluğumu unutmuştum. Plaj, görebildiğin en uzak noktaya kadar aynı güzellikte, beyazlıkta ve temizlikte devam ediyorken, tek değişen adı oluyordu. Bazen Kuta bazen Legian bazende Seminyak. Birbirini takip eden bu üç bölgenin nereden başlayıp nerede bittiğini bilmenin imkanı yok. Kuta’dayken biraz uzaklaşınca Legian’a geldim diyorsun sadece. Kumsalın güzelliğinden sonra okyanusa gelirsek eğer temiz ve dalgalı demek en doğru şey olacaktır. Dalgalar, yüzenleri fazlasıyla yorsada sörf yapmak için gelenleri oldukça mutlu ediyordu. Bunun için olsa gerek  yüzmekten çok sörf yapıldığını görüyorsunuz. Buraya kadar gelmişken denememek olmaz deyip, ben de tüm sahil boyunca görebileceğiniz yerlerin birinden günlük 5 dolara bir sörf tahtası kiralıyorum. Bu noktada vereceğim ipucu; sörf tahtasını ucuza kiralarım deyip  sahilde değilde daha içeride bir yerden kiralayıp taşımakla uğraşmamanız. İçeride bulduğunuz fiyatı sahildeki yere direk söylerseniz, aynı fiyata size o da kiralık verecektir. Sörf yapmaya gelirsek, oldukça yorucu olan bu spor biraz acı verici olabiliyor. Giyilen tişörtü yıllarca sadece güneşten korunmak için sanıyorken, sörf tahtasına çıkıp inmekten göğsümün morardığını akşam farkettiğimde, anlıyordum ki diğer bir amacı da vücudun doğrudan sörf tahtasına temasını engelleyip morarmasını engellemekmiş. Kısacası bir; tişört giymeden sörf yapmayın bir de benim gibi ilk denemenizse kendinizi kaptırıp büyük dalgalar yakalamak için çok fazla açılmayın. Yoksa yorulduğunuzda bu dalgalar arasında sahile gitmek isterken okyanusun sizi daha da açığa çektiğini anladığınızda benim gibi yardım istemek durumunda kalabilirsiniz :) Peki bu Kuta, Legian, Seminyak’ın hangisinde ne yapmalı.

erken saatlerde seminyak plajı
Seminyak plajı yüzmek için en uygun yer bu üçlünün arasında. Diğer iki yere göre ayrıca daha iyi otellerin ve çiftlerin bulunduğu bir yer olduğu için daha pahalı. Kutaya gelirsek ucuz konaklama barındırdığı gibi merkezi olan Legian caddesinde de bir çok güzel gece kulübü barındırıyor. Bende bir kaç farklı yer denemesinden sonra buralarda meşhur olan Skygarden’ın en iyi tercih olduğunda hem fikir kaldım. Yerel halktan giriş ücreti alsa da turistlerden istemiyorlar. Acemilik yapıp sakın giriş ücreti ödemeyin çünkü burada tanıştığım bazı insanlar bilmeden ödemişler. Bu caddede aynı zamanda 2000’li yıllarda, yine bu cadde üzerinde patlayan bombada ölen insanların anısına yapılmış bir anıt bulunmakta. Legian bölgesine gelirsek özel bir şey söylemek zor. Konumu gibi diğer şeylerde de Kuta ve Seminyak’ın arasında.  Bali’de Asya’ya teslim olup günlük 3,5 dolara bir motorsiklet kiralayarak en doğru kararımı veriyorum. Daha önce hayatımda binmemiş olsam da otomatik vitesli bir tanesini zorlanmadan kolayca sürerek Tanah Lot tapınağına doğru sürmeye başlıyorum. Yakşalık 30 km merkezden uzak olan bu tapınağı yolları bilmesem de insanlara ismini söyleyip sorarak kolayca buluyorum. Tapınağa sadece yerel halk ibadet etmek için girebiliyorken, gelen dalgalar arasında onu izlemek bile bana yetiyor. Bali’de görülmesi gereken bir yer olduğunu düşünüyorum. Diğer bir günümde ise adanın güney ucunda bulunan Ulu Watu tapınağı ve yanındaki plaja gidiyorum.  Tapınağın içerisindeyken kendisini pek ilgi çekici bulmasam da tapınaktan uzaklaşıp yanındaki kayalıklar üzerindeki yeşillikli bölgeye doğru yürüdüğümde arkasına aldığı güneşle birlikte bir kayanın üzerinde bulunan tapınağın bu görüntüsüne hayran kalıyorum. Yine tapınağa 10 dk mesafede bulunan Padang plajıda Julie Roberts’ın oynadığı Eat Pray Love filminde göründüğü için az kişi tarafından bilinen ama popüler bir yer (Nasıl oluyor o deme oluyor) Buraya da gidilecekse hemen arkasındaki köprü üzerinde bu küçük plajın ve okyanusun güzel resimlerini çekebilirsiniz. Bu bölgedeki diğer bir plaj ise Pandawa plajı. Henüz geçen sene açılan bu plaj sessizliğini korurken aynı zamanda kayalıkların hemen önünde bulunmasından dolayıda oldukça ilginç geliyor bana.  Bu kayalıklarda ise yamaç paraşütü yapmak mümkün. Sabahla birlikte adanın sanat ve dans merkezi olarak tanımladıkları Ubud’a doğru yola çıkıyorum. O kadar çok anlatılıyor ki, insan kendisini gitmek zorunda hissediyor.

Maymun Ormanı
Ubud’a ulaştığımda, hakkında açıkcası abartılmış bir yer olduğu düşüncesindeyim. Etrafta sanat galerileri, atölyeleri falan görebiliyorusunuz ama insan bu kadar sokaklarından bahsedilince daha farklı bir şeyler de göreceğini düşünüyor. Ubud’a gelmişken sokaklarında farklı bir şey göremeyince kendimi maymun ormanına atıyorum. Küçük bir orman olan burası adından da anlaşıldığı üzere maymunlarla dolu. Gelen ziyaretçilerin fazlalığından dolayı maymunlar artık yabanilikten çıkıp, gelen misafirlerin üzerlerine falan çıktığı bir hale girmişler. Hem burada hemde Ulu Watuda dolaşırken maymunlara dikkat etmekte fayda var. Yürürken üzerinize atlayan bu maymunlar gözlüğünüzü ya da kolyenizi gördüğü an, almak için elinden gelen her şeyi yapıyorlar. Olur da arkadaşım gibi gözlüğünüzü kaptırırsanız, yapmanız gerek tek şey etrafta birilerinden hemen muz yada yiyecek başka bir şey alıp bu maymunun önüne doğru atmak olsun. Aksi taktirde doğrudan maymundan almaya çalışırsanız tek yaptığınız maymunu iç taraflara doğru kaçırmak olur.

 
Gajah Mağarası

Buradan çıktıktan sonra Gajah mağarasına doğru yola çıkıyorum. 5 dk içerisinde geldiğim bu meşhur mağarada, mağaradan çok etrafındaki ormanda gezerek zaman harcıyorum. Ubud’u meşhur eden diğer bir şey ise pirinç terası. Gidildiği zaman buraya uğramayı unutmamak gerek.  Ama açıkcası ben Sanur’da şans eseri yol kenarında gördüğüm pirinç terasını daha çok beğendim (o değilde Ubud’da ne hayal kırıklığına uğramışım be anlat anlat bitiremedim :)  ) Sanur, belki de adanın en güzel kısmı olmasına karşı en unutulan bölgesi. Kalabalıktan uzak güzel bir cafede 1 dolara kahve içmek ve 4 dolara güzel bir yemek yemek istiyorsanız uğramanız gereken yer Sanur veya Denpasar merkez olmalı. Adada bir de benim zamanı belli olmayan ve başladımı 2 saat kadar sağanak şekilnde süren yağmur, uzaklık ve de çok fazla zamanımı zaten harcadığım sebeplerinden dolayı gidemediğim ama resimlerinden hayran kaldığım Batur Dağı ve Amed kasabası seçenekleri bulunmakta. Ben gidememiş olsam da buralara gitmenin Bali adasında yapılacak daha doğru şeyler olduğunu düşünüyorum.  Bu arada adaya gelenler benim gibi otobüs macerası yaşamak zorunda da değiller. Uçakla gelip, havaalanından 20 dk da Kuta’ya taksiyle ulaşmak mümkün.


                                Ulu Watu                                                                            Tanah Lot