31 Temmuz 2013 Çarşamba

Çok Pahalı Bir Yer Bu Singapur

                        Masjid Sultan
Jakarta'da 1 hafta yatıp iyice dinlendikten sonra artık yola devam etme vakti gelmişti. Her ne kadar Sumatra adasına geçip biraz da orada vakit geçirmek istesem de, 1 aylık vizemin bitmesine bir kaç gün kaldığı için doğrudan Singapur'a gitmeye karar verdim. Güneydoğu Asya'daki ucuz havayollarından biri olan Lion Air'den 40 dolara bir bilet alıp, yaptığım 3 saatlik yolculuktan sonra Singapur Changi Havalimanı'na indim. Uzun süreli uçuşlarda aktarma merkezi olarak kullanılan havalimanının neden bu kadar çok tercih edildiğini etrafı gezdikçe daha iyi anlıyordum.  Botanik parklar, oyun ve sinema salonları, rahatça uyuyabileceğiniz dinlenme alanları... Uçağı rötar yapan ya da aktarma sırasında havalimanında saatlerce bekleyen her yolcunun hayalini kurduğu havalimanıydı burası. İçeride sıkılmadan rahatlıkla saatler geçirebilecekken 1 saat kadar gezdikten sonra bu kadar yeter deyip, pasaport sırasına giriyorum. Uçakta verdikleri göçmenlik kartına ad soyad gibi bilgileri yazdıktan sonra bir de lonely planetten hostel ismi sallayınca, polisle işimi bitirmiş oldum. Çıkışa doğru geldiğimde beni görünce açılan sensörlü kapının diğer tarafında sisli ve yoğun beyaz ışığın içinde sırt çantamı görür gibi oldum. Sanki bana kırılmış, nereye gidiyorsun der gibi bakıyordu. Evet havalimanından backpackimi almadan çıkmama sadece birkaç metre kalmıştı ki aklım başıma geldi. Artık neyin kafasını yaşıyordum ben de bilmiyorum. Hemen ekrandan benim uçaktaki bavulların gittiği bandın numarasına bakıp, oraya gittim. Ama artık çok geçti. Bantta Oslo uçağının bavulları dönmeye başlamıştı bile. Hemen yandaki kayıp bavul ofisine doğru yürümeye başlamışken yandaki dönen bandın bir köşesinde masum masum oturmuş backpackimi gördüm. Sevindim, hemen koşup sarıldım, bir daha seni bırakmayacağım dedikten sonra bir de kendimi affettirmek için sırtıma aldım. Bilgi merkezinden önce şehir haritasını alıp üstüne bir de metroya nasıl gideceğimi öğrendikten sonra havalimanından ayrılma vakti gelmişti. Bulunduğum terminal 1 binasından metronun kalktığı terminal 2'ye ücretsiz olan hava treni (skytrain) ile gittim. Çok beklemeden metro geldi. İşte o an, Endonezya'da ki 1 aydan sonra ilk defa metro görüyordum. Her ne kadar motosikletten çok memnun olsam da  artık dolaşmak için motosiklet kiralamaya, otobüse binmeye veya taksi tutmaya gerek yoktu. Bu arada ben metro diyorum ama Singapur'daki ismi Mrt ve oldukça geniş bir ağa sahip, hemen hemen her yere metro ile ulaşmak mümkün. Metroda ve diğer birçok yerde görülen bir uyarı dikkatimi çekiyor; “Low Crime Doesn't Mean No Crime” (düşük suç oranı suç yoktur demek değildir). Hayatımda ilk defa bir ülkenin az suç oranı sebebiyle gelen turistleri uyardığını görüyorum. Demek öyle bir imaj oluşuyor ki buraya gelen insanlarda, hiç suç olmuyor sandıkları için devlet böyle bir uyarıda bulunma gereği görmüş. Altına bir de gerçekleri saklamıyoruz, dikkatli olun yazarak diğer ülkelere de taş atmışlar.

Nehir kıyısından Singapur gökdelenleri
Diğer bir dikkatimi çeken şey ise şehrin her köşesinde yapımı süren gökdelen inşaatları. Sanırım bu kadar çok dikeyde ilerleme sebepleri, küçük bir şehir devleti olmalarına karşın artan popülasyonu karşılama. Sokaklarda, çoğunluğu Çin ve Malay kökenli olan halkın ve ülkeyi gezmeye gelen turistlerin dışında burada çalışıp yaşadığı belli olan çok sayıda batılı beyaz yakalı insanı da görmek mümkün. İnşaat ve diğer bu tarz işlerde ise Hindistanlılar çoğunlukta. Bu kadar çok şantiyeyi görünce bir inşaat mühendisi olarak ilk başlarda kendi kendime ''Expatın olayım Singapur '' diyorken zaman geçtikçe fark ettiğim aşırı düzen ve hava sıcaklığı beni bu fikrimden vazgeçirdi. Bir ülkede ölçülmüş en düşük sıcaklık 19°C olur mu ya. Yüksek sıcaklığa bir de yüksek nem oranı eklenince gel bakalım asıl eğlenceye. İnsan dışarıda gezdikçe zaten kendini kliması olan bir yere atmaya bahane arıyor, bunlarda her yere alışveriş merkezi yapmışlar. Hele bir Orchard Road dedikleri cadde var ki 2,5 km uzunluğunda ama sağlı sollu yolun üzerinde rahat 30-40 avm var, yetmemiş bir de içeride sanki mağazaları yokmuş gibi bazı markalar cadde üzerinde de ayrı mağaza açmış. Biraz serinlemek için içeri gireyim diyorum bir tane mi koltuk olmaz arkadaş koridorlarda, şifresiz wifi bulurum umudumdan hiç bahsetmiyorum bile. Napıyorsun mecbur bir cafeye oturup bir şey içeyim diyorsun sonra da bir meyve suyuna 10 dolar ödüyorsun. Anlayacağınız ülke küçük ama tezgah büyük : ) Çok pahalı bir yer bu Singapur. Hele bir de buraya Endonezyadan geliyorsan. Neyse ki konaklama masrafım yok. Couchsurfingden mimar bir çocuk beni evinden ağırlıyor. Redhill mrt durağına yakın olan evi sayesinde hemen bu durağın önündeki Ananas cafeyi keşfediyorum. Sanırım tüm Singapurda bu kadar ucuza bu kadar güzel yemeği başka yerde bulamam. Yemeğinizi sadece paket halinde alabildiğiniz bu cafeden 2 dolara pilav ve tavuk alıyordum. Yine bu mrt durağının biraz ilerisinde metroyle geçerken gördüğüm ve ev sahibimin de gitmemi önerdiği günlüğü 1 dolara sakin ve oldukça büyük bir havuz bulunmakta. 

Skywalktan Marina Bay Sands Hoteli ve İnfinity Pool
Bense yıllardır internette resmiyle karşılaştığım bir otelin çatısında bulunan İnfinity Pool'la ilgileniyorum. Havuzun bulunduğu Marina Bay Sands Hotele gittim. İçeri girdikten sonra buraya geliş sebebimi unutup, farklı mimarisi sebebiyle otelin nasıl yapıldığını düşünmeye başladım. Otel dışındaki konukların da bir miktar para karşılığında havuzu kullanabildiklerini duymuş olsam da bir görevliye hiçbir şey bilmiyormuş gibi, havuzun konuklara açık olup olmadığını sordum, değilmiş. Havuzda yüzemeyecek olsam bile Skypark olarak adlandırılan otelin çatı kısmında bir gözlem alanı var. 16 doları verip buraya çıkarsam eğer havuzu ve çevresini gezebilirmişim. Nedense değmez diye düşünüp çıkmadım. Ama daha sonradan öğrendim ki havuzun yanındaki cafede öğlen yemeği için 45 akşam içinse 60 dolarlık menü varmış. 15 dakikalık bir tura 16 dolar vermesem de daha önceden bu menü olayını bilseydim, öğlen yemeğini orada yiyebilirdim. Havuza girememiş olsam da otelden çıkmak yerine sadece pasaportumu gösterip en alt kattaki Casinoya attım kendimi. Casinoların en sevdiğim tarafı oyun oynamasan bile ücretsiz birşeyler içebiliyor olmanız. Bu casinoda da ücretsiz çay su kahve ve kola bulabiliyorsunuz.  Sorumlu bir  kişi olarak buraya sadece etrafa bakıp, bedavaya bir şeyler içmek için gelmenizi öneriyorum. Gelip de rulete ya da slot makinalarına dadanmayın : ) Yoksa bir bakmışsın cebindeki para bittiği gibi hemen masaların ön tarafındaki atmlerden para çekiyor olmuşsun. Otelin hemen yanında ise Gardens by the Bay adlı büyük bir park var. Parkın bahçe kısmını gezip, çiçek kubbe ve yağmur ormanı adlı girişi 16 dolar olan çelik ve camdan yapılmış kapalı kısımlarını atlıyorum.  Çok pahalı bir yer bu Singapur. Bunun yerine 4 dolar verip çelikten yapılıp dışı bitkilerle kaplanmış olan yapay ağaçlar arasındaki skyway adını verdikleri köprüye çıkıyorum. Köprüden 165 metre yüksekliğiyle dünyanın en büyük dönme dolabı olan Singapore Flyerı da görebiliyorsunuz. Ona da 25 dolarlık bileti sebebiyle binemeyip sadece dışarıdan bakabildim. Otelin diğer tarafında ise The Shoppes at Marina Bay Sands adlı alışveriş merkezi bulunmakta. Gucciden Hermese bütün lüks markaların mağazasının olduğu bu alışveriş merkezinin diğer kapısından çıkıp, hemen önündeki nehir kıyısında oturuyorum. Lotus çiçeğinden esinlenip yapılan Sanat Bilimi Müzesi de burada bulunmakta. Müze, kendi eserlerinden ziyade başka müzelerden ödünç getirdiği eserleri sergiliyor.Bu müzeyi de 20 dolarlık giriş ücreti sebebiyle boş geçiyorum. Nehir kenarında alışveriş merkezinin şifresiz wifisini kullanıp, ailemle konuşurken bir baktım hava kararmış etraf kalabalıklaşmış. Nehir üzerinde su fıskiyeleri ve projektörler yardımıyla bir gösterim yapıldıktan sonra etraf tekrar sakinleşiyor. Geride kalanlar ise karşı kıyıdaki Singapur gökdelenlerini çekmek isteyen Japonlar. Yine açmışlar üçayaklıları koymuşlar üzerine 3 metre uzunluğundaki fotoğraf makinalarını bekliyorlar. 

Geylang
Çin mahallesi
Bir başka günse yine Marina Bay bölgesine yakın olan eski koloni bölgesini geziyorum. Genel olarak müzelerin olduğu bu bölgedeki yürüyüşümün en güzel yanı ise içini rahatça gezebildiğim Raffles Hotelini görmem oldu. Oldukça iyi korunup kolonyal tarzına sahip olan bu 130 yıllık otel bana, kendimi yapıldığı dönemlerdeymişim hissini yaşattı. Görmeye gittiğim diğer bir yer ise Çin mahallesi. Bir tapınak, 2-3 katlı renkli binalar, çince tabelalar, etrafta işine bakan çinliler ve onları görmeye gelen turistler. Bütün Çin mahalleleri birbirlerine çok benzese de her şehirdekine  belki farklı birşey görürüm diye yine de gidiyorum. Anladım ki bu Çin mahallesi hikayesi Çinlilerin dünyaya attığı en büyük kazık. Adamlar bu işi tamamen turizme dönüştürmüşler, hepsi bu mahalleye gelen turistlerden ekmek yiyor : ) Ama şu da bir gerçek ki hem ucuza şehir merkezine yakın bir yerde kalıp hem de etrafta ucuza yemek yiyebileceğiniz  yerler bulmak istiyorsan doğru cevap Çin mahallesidir. Hepsi şehir içinde çok iyi yerlerde olup genelde de en ucuz yerlerdir. Bu mahallenin tapınağının ismi ise Buddha Tooth Relic Temple. Mimarisiyle oldukça dikkat çeken bu tapınak, Çin mahallesindeki en önemli yer. Yine bu mahallede olan benim de gidip baktığım a beary good hostel 22 dolarlık yatak ücretiyle backpackerlar için en iyi tercih. Şehirdeki diğer bir mahalle ise Little İndia dedikleri Hindistan mahallesi. Singapur'a çalışmaya gelen çoğu Hindu'nun kaldığı bu mahallede, kendimi daha önce hiç gitmediğim Hindistan'a gelmişim gibi hissettim. Yine alternatif ucuz hosteller burada da bulunmakta. Hindistana gelirsin de kuyumcu olmaz mı. Bu mahallenin de ana caddesi boyunca yan yana kuyumcular bulunmakta. Ara sokaktaki berberlerden birinde saçımı rezil ettirdikten sonra kendime 10 dolara bir tshirt alıyorum. Sri Veeramakaliamman tapınağı ve ilginç mimarisiyle Masjid Abdul Gaffoor camii mahalledeki en beğendiğim yerler. Sessiz ve huzurlu bir yürüyüş için Nicholl Higway mrt durağı yakınlarındaki parkta nehir boyunca yürürken Singapore Flyera yaklaştığımda etraf tanıdık gelmeye başlıyor. Paddock alanını görmemle birlikte anlıyorum ki burası Formula 1 Singapur Gp yapıldığı sokaklar. Pit alanına girdiğimde takımların depoları kapalı olsa da etrafta eylül ayındaki yarış için hazırlıklar tam gaz sürüyordu. Tabi bu ülkenin de tamamı lüks içinde değil. Birazda yoksul kısımlarını görmek için Geylang bölgesine gidiyorum.Pek anlatılacak bir tarafı yok. Ülkede bir de bütün gezi sitelerinde turistlere gidilmesi için önerilen, Universal  Stüdyoyu da barındıran Sentosa adlı bir ada bulunmakta. Bu stüdyoya da girmek 60 dolarlar da olduğu için bu adayı da pas geçiyorum. Çok pahalı bir yer bu Singapur. Onun yerine zaten küçük bir ülke olan Singapur'da, Çin ve Hindistan mahallelerinin dışında bir de Kampong Glam olarak da bahsedilen Arap bölgesine gidiyorum. Mahalle Arap olur da  camii olmaz mı. Merkez caminin adı Masjid Sultan. İlk olarak 1820'lerde yapılmış olan bu cami, daha sonra yıkıldığından 1920'lerde tekrar yapılmış. Kubbesi altın gibi gözükse de aslında sadece altın rengine boyanmış. Yine bu bölgede girişi ücretsiz olan Malay Mirası Müzesi de bulunmakta. 

Little İndia'da ki kuyumcular 
Tüm Singapur'da yeni yeni açılmaya başlamış olan sanat galerilerine burada da rastlamak mümkün. Küçük bir alan olan bölgede Arapların dışında İranlı ve Türkiyeliler de bulunmakta. İranlılar genel olarak nargile cafeler açmış olsa da Türkiyeliler restoranlar ve kilimci dükkanları açmışlar. Etrafındaki gökdelenlerin arasında, iki katlı yapılar halinde kalabilmeyi başarmış olan bu bölge, beklentilerimin çok üzerine çıkarak beni oldukça şaşırtıyor. Ülkedeki en beğendiğim yerlerden biri oldu desem yanlış olmaz. Bu arada konaklama yerimde de bir değişiklik oldu. Ev sahibim çalışan olunca sabah 8de onla evden çıkıyor akşam 9-10 gibi de o ve ev arkadaşları yatmadan eve geliyordum. Hal böyle olunca baktım asker hayatı yaşıyorum, 2. geceden sonra yollarımızı ayırıyoruz. 3.gecemi Singapur gece hayatını keşfederek geçireceğimden hostele para vermek yerine, bavulumu havalimanındaki kilitli dolaplardan birine bırakmayı düşünürken daha sonra önceki gün önünden geçtiğim Arap bölgesindeki Sufi Corner Turkish Restauranta gitmeye karar veriyorum. Bu sefer içeri girip, Ordulu sahibi ve yanında getirdiği akrabasıyla tanıştım. Durumu kısaca anlattıktan sonra sırt çantamı restorana bırakıp bırakmayacağımı soruyorum onlarda sağolsun izin veriyorlar. İşte Singapur'da ki son 2 gece 3 günümde evim burası oldu. Öğlenleri ve gece yarısına doğru buraya gelip bir yarım saat kadar muhabbet edip üstümü değiştiriyordum bir de hemen ilerideki Subway'den yemeğimi yedikten sonra benim Arap bölgesindeki işim bitiyordu. Ama bu bölgenin geceleri de çok canlıydı. Saat 22 yi gösterdi mi sanırsın Nevizade gecelerindesin. Çoğunluğu yabancı olan bir dünya arkadaş grubu buraya gelip gece 3e kadar dışarıdaki masalarda eğlencelerine bakıyorlardı. Biraz daha pub tarzı yerlerde vakit geçirmeyi sevenler ise nehir kıyısındaki Boat Quay olarak adlandırılan barlar sokağındaki onlarca seçenekten birini seçiyor. Bense bir şehirde gece dışarı çıkacaksam, ilk iş olarak baktığım, dünyadaki en iyi 100 club listesine her sene ilk 10 da giren Zouk'la ilgileniyordum. Zouk aynı zamanda Singapur'a gelişimin en büyük nedeni. Çünkü daha yıllar öncesinden duyduğum bu club Singapur'da bildiğim tek yerdi. Girişin 25 dolar olduğunu okumuş olsam da 3. gecem olan cumartesi gecesi Zouk'a ücretsiz bir şekilde giriyorum. Sonuç felaket. Clubün mimarisi ve daha yoğun elektronik parçalar beklerken daha çok ingilizce yalın pop şarkıların çalması ilk hayal kırıklığını yaşatsa da öldürücü vuruş, içerideki insan popülasyonuydu. Bir kere içeride hemen hemen hiç yabancı yok. Gelenler ya 18li yaşlardaydı ya da 30lu yaşlarda. Özellikle çoğunluğu oluşturan bu gençlerin saçma sapan hareketleri ve kalabalık içerisinde herkesin birbirini itmesi sebebiyle zaman zaman kendimi bir lise basketbol takımının şampiyonluk kutlamalarında gibi hissettim. Çekilmez olan bu geceden sonra ertesi gün ki Avicii'nin canlı performansını dinlemeye gitmekten de vazgeçtim. 4.gecemi ise yer olarak Zouk ve Boat Quay'in arasında, nehrin karşı kıyısında kalan diğer bir club bölgesi olan Clarke Quay'de geçirdim. Zouk öncesi de takıldığım bu bölgedeki çoğu yere giriş ücreti 20 dolar. Çok pahalı bir yer bu Singapur demiş miydim. Ama bu sefer atlamıyorum 20 doları verip The Arena adlı clube giriyorum. Peki onca club arasından neden Arenaya gittim. Çünkü restoranda çalışan Yusuf bana ısrarla Arenaya git dedi diye. Sonuç Zouktan da beter. Şimdi başka bir yere, bir kere daha 20 dolar vermek istemediğimden dışarı da çıkamıyorum. Baktım olacak gibi değil, yeni bir yer bulmak için dışarı çıktım. Arenaya girmeden önce giriş ücreti olmadığı için içeri girdiğim ama boş diye çıktığım hemen arenanın bitişiğindeki club (adını hatırlamıyorum) bu sefer olmuş. Clubün içinden diğer tarafındaki clube de geçiş yapılabiliniyor. Ritme göre iki tarafa da gidip gelebildiğim için bu bitişik iki club favorim haline geliyor. Son 2 geceyi de bu şekilde hostelsiz clublerde geçirdikten sonra artık Asya'da ki küçük Amerika'ya güle güle deme vakti gelmişti.
                     

Singapur Fotoğraflarını buradan görebilirsiniz.