20 Temmuz 2013 Cumartesi

Jakarta'da Dinlenme Vakti


düğünden bir kare
Prambanan'ı gezdikten sonra Jakarta'ya gitme vakti geldi deyip, eve dönmeden önce otobüs terminaline gittim. Hazırlanmam gerektiğinden bir kaç saat sonrasına bir bilet almayı düşünüyordum. Bu iki büyük şehir arasında günün her saati sefer olduğunu düşünürken, otobüs saatlerini sormak için girdiğim ofiste Jakarta'ya günde sadece bir sefer, onunda akşam saat 6'da yani yarım saat sonrasına olduğunu öğrendiğimde kısa süreli bir durumu kabullenememe hali yaşadım. Sorduğum diğer 29 otobüs firmasıda aynı şeyi söyleyince, durumu anlayışla karşılayıp, hiç küfür etmeden çok sakin ve tamamıyla sessiz bir şekilde eve gittim. Ertesi gün dolaşmaya kendimizi kaptırıp eve çantamı almaya döndüğümüzde saat, otobüse yetişmek için yine çok geçti. Andyna boş ver yarın başka yerleri gezeriz dese de bu sefer bir gece daha kalmak yerine tren istasyonuna gittik. Bir kaç alternatif arasından 18 dolara business class bir bilet aldıktan sonra treni Malioboro caddesinde oyalanarak beklemeye başladık. Bu arada biletimde business class. Ben zannediyorum ki vagon yataklı falan. Trene bir bindim, yok arkadaş business class dedikleri şey diğer vagonların aksine fan olmasıymış klima bile değil. Yine hiç küfür etmediğim 10 saatlik yolculuk sonrası Jakarta'ya vardım. Pasar Senen tren istasyonunda beni Daniel bekliyordu. Daniel, Bangkok'ta ilk gece kaldığımız hostelde tanışıp 3. bir arkadaş ile birlikte Khao San Road'da beraber otel tuttuğum yol arkadaşlarımdan biriydi. Bangkok'tan, ben yeni yerlere doğru devam ederken o turunu bitirmiş Jakarta'ya, evine dönüyordu. Daha oradayken sürekli Jakarta'ya geldiğimde beni ağırlayacağını söyleyen Daniel delikanlı bir arkadaş çıktı. Yolculuğum boyunca sürekli facebooktan mesaj atıp ne zaman Jakarta'ya geleceğimi sorup, geldiğimde beni ağırlayacağını söylüyordu. Benim için ailesiyle konuşmuş, süresiz evde oturum izni almış. Jakarta'ya gelmeme bir kaç gün kala Daniel'e mesaj attım, "Bak dedim Daniel, eğer ailen benimle kalıcaksa uymaları gereken kurallar var". Oda "Gel abi, seni rahatsız edicek insanlar değiller" diye cevap attı. Bunun üzerine tamam deyip, tren istasyonunda beni karşılaması gerektiğini ama öyle büyük bir karşılamayada gerek olmadığını, böyle şeyleri sevmediğimi belirttim. Neyse konuşmalar aşağı yukarı böyle olduktan sonra buluşup evine geçtim ailesiyle tanıştım. Gerçekten dediği gibi iyi insanlardı. 3.günden sonra bir baktım benle babası Peter amca gündüzleri bozulmuş laptopun yerine bana 2.el bir laptop arama, Singapur'a uçak bileti alma gibi şeylerle uğraşıp, akşamları salonda takılıyorken, Daniel bizden kopmuş odasında takılıyordu. Neyse çektim çocuğu odasından, geceleri Kemang'taki mekanlara takılmaya başladık. Pek iyi müzikler çalan bir mekan bulamazsak ta yinede fena değildi. Bu arada akşamları çıkıyoruz çıkmasına ama taksilerede bir dünya para veriyoruz. Bir baktım en az para harcarım dediğim Jakarta en fazla para harcadığım yer olmuş. Yeri gelmişken yazayım şehirdeki en güvenilir taksiler üzerinde Bluebird yazan mavi taksiler, taksimetreyi açarlar efendi efendi giderler.

monas
Şehirde gittiğim yerlere gelecek olursam ilk olarak dünyanın şehir içi en büyük dördüncü meydanı olan Merdeka meydanına ve sınırları içerisinde bulunan Monas anıtına gittim. 132 m yüksekliğe sahip bu anıtın tepesine çıkmak istesem de öğle saatlerinde geldiğimiz için olan aşırı sıra sebebiyle bundan vazgeçtik. Anıtın en sakin olduğu zaman sabah saatleri olduğu için yukarıya çıkmak isteyip, beklemek istemeyenler genelde bu saatlerde gelirmiş. Bu arada anıtın en üst kısmındaki sarı kısımda altın kaplama. Buradan çıktıktan sonra dünyanın en büyük 4. camisi olan İstiklal camisine gittik. Oradan ise hemen karşısındaki Jakarta'nın en büyük kilisesi olan Jakarta Katedraline. Kilisenin önündeyken bir dergi için çekim yapılıyordu. Gelinlik ve damatlık giymiş çift poz verirken fotoğrafçılardan biri Daniel'e sesleniyordu. Tesadüf işte, fotoğrafçı kızlardan biri Daniel'in arkadaşı çıktı. Ekiple tanıştıktan sonra hemen damat rolündeki çocuktan ceketi alıp gelinle resim çektirdim. Akşamında ise resimler ve iyi bir hikayeyle birlikte abime konsoloslukta evlendiğimi belirten bir mail attım. Daha sonra abimle internetten konuşmaya başladığımızda, beni kardeşlikten reddettiği için işin aslını anlatmak zorunda kalsam da yinede güzeldi. Jakarta'ya her şekilde gelecektim ama yerimde rahat ve ücretsiz olunca Daniel'e gelmeden önce söylediğim gibi fazladan bir kaç gün kalıp dinlenmeme bakıyordum. Dinlenmekten yorulduğum bir başka zaman ise Kota Tua dedikleri eski şehre gittik. Bir çok müze barındıran bu bölge benim için pekte ilgi çekici değildi. Jakarta öncesinde Endonezyda geçirdiğim 20-21 gün boyunca pek yüksek bir bina görmemişken, merkez Jakarta dedikleri yer adeta Manhattan. Her taraf gökdelenlerle ve alışveriş merkezleriyle dolu. Jakarta, Endonezya'nın modern ve zengin yüzü gibi gözükse de ben bu şekilde olmamasını tercih ederdim. Açıkcası Jakarta'yı gördükten sonra kafamdaki tüm Endonezya imajı değişti. 

solda grand indonesia sağda plaza indonesia
Hem dinlenip hem de keyfime bakıp sinemaya falan gittiğim bu günlerin birinde Daniel'in isteği üzerine Güneydoğu Asya'nın en büyük alışveriş merkezlerinde biri olan Grand Indonesia'ya gittik. Hemen Selamat Datang ya da diğer adıyla Bunderan HI anıtının yanında bulunuyor burası. Anıt ise bir su havuzu ve fıskiyelerin merkezinde bulunmakta. Bu anıt aynı zamanda Jakarta'nın merkezi olduğu söyleniyor. Yine meşhur Plaza Indonesia'da bu meydanda. Ben Türkiye'de avmler birbirlerine çok yakın diye düşünürken burada avmler bitişik şekilde. Yan yana bulunan bir çok avm içeriden yapılan köprülerle birleştirilmiş. Genel olarak avmleri çok karışıklar ve bu da gezmeyi zorlaştırıyor. 
şimşek sonrası masjid kubah emas
Bir kaç gün yemek yemek dışında hiç evden çıkmadıktan sonra benim geldiğimi öğrenen Daneil'in ablası Tika, şehir dışından kalkıp beni görmeye geliyor. Aslında bizde kalan kızını görmeye geliyor da neyse... Hep beraber bir yemeğe çıkıyoruz. Şehirde başka bir yere gitmeyi düşünmüyorken Tika'nın önermesi üzerine ertesi gün halkın Masjid Kubah Emas yani Altın Kubbe Camisi dediği Dian Al-Mahri'ye gittik. Kubbesi altın kaplama olan kiliseler ve anıtlardan sonra birde altın kaplamalı bir cami gördüm. Cami, devlet tarafından değilde çok zengin bir Endonezyalı kadın tarafından yapılmış. Bunun için bizdekinin aksine cami, devletin değilde kadınınmış. Caminin yanındaki büyük ev ise yine bu kadının evi ve orada yaşıyormuş. Büyük diyebileceğim bu cami, herhalde gördüğüm bütün camiler içerisinde en kaliteli malzemenin kullanıldığıdır. Halılardan seramiklere kullanılan bütün malzemeler şık ve uyum içerisinde. Bu şehrin en güzel yeri sanırım bu camidir. Bu şehrin en meşhur şeyi ise trafiği. Tüm Endonezya boyunca Jakarta'ya gideceğimi kime söylediysem bahsettikleri tek şey trafikti. Gelip gördükten sonra şunu diyebilirim ki bizim İstanbul çok daha kötü. Adamlar 5 dakika trafikte kalınca "off trafikte çok fena" diyorlar. Trafiğin İstanbulda'kinden tek kötü tarafı, ara sokaklarda da oluşabiliyor olması. Bizde hiç olmazsa ara yollarda pek olmuyor. Tabi şunu söylemekte fayda var ki ben Güney Jakarta'da kalıp, genel olarak Güney ve Merkez Jakarta'da takılıyordum. Doğu Jakarta'da trafiğin daha kötü olduğu söyleniyor. Ulaşım aracı olarak bir çok seçenek bulunmakta, taksilerini anlattığım için diğer ulaşım araçlarından bahsedicek olursam; en popüler olanı ojek dedikleri motosiklet taksiler. Özellikle trafikte daha hızlı yol aldığı için bu mototaksiler çok tercih ediliyor. Gideceğiniz yeri söyledikten sonra fiyatta anlaşıp yola çıkıyorsunuz. Diğer bir alternatif ise minibüsler. 2 çeşit minibüs var. Büyük olanlar genelde ana hatlarda çalışırken, küçük olanlar her yere gidiyor. Benzer özellikleri ise ikisininde eski ve klimasız olması. Ortalama biletleri 20cent kadar. Bangkok'taki tuk tuklardan burada da görebilirsiniz ama burada ismine Bajaj diyorlar. Pek kullanmayı önermem. Bir kere deneyecektik, vazgeçip taksiye bindik. Bajajın söylediği fiyatın çok az fazlasına gittik istediğimiz yere. 

En önemli toplu taşıma aracından bahsedecek olursam o da, TrasnJogja'nın bir benzeri olan TransJakarta. Ama halk genel olarak busway diyor. Otobüsleri yeni olup, içerisi her daim buzdolabı soğukluğunda olan bu otobüslerin istediğiniz yere giden bir hattı varsa kullanmak için en iyi seçenek. Bizdeki metrobüs gibi tamamen olmasa da bunlarında özel yolları var. Birde otobüslerin içerisinde ve duraklarında metro haritası gibi TransJakarta hatlarının haritası bulunmakta. Neyseki çok fazla hattı yokta harita karışık değil. Düşünün Moskova metrosunun hatları bu adamların otobüs hatlarından fazla. Birde bu haritayı görünce, hep iett böyle bir harita yapsa nasıl olur diye hayal ettim. TransJakarta otobüslerinin bilet fiyatları ise 35 cent. Şehirdeki tek havaalanı olan Soekarno-Hatta Havaalanına ise Damri diye adlandırdıkları otobüs firmasıyla 3 dolara ulaşabiliyorsunuz. Bu firma bir nevi bizdeki Havataş. Şehrin belli yerlerinden kalkıp doğrudan havaalanına gidiyorlar. Ben eve ve merkez Jakarta'ya gitmek için en doğru tercih olan, Gambir tren istasyonun yanından kalkan bir tanesiyle havaalanına ulaştım. Havaalanı şehirden yaklaşık bir saat kadar uzak olduğu için taksinin biraz fazla yazacağını düşünüyorum. Bunun için rahatlıkla bu otobüsler kullanılabilir. Şehrin havaalanı ise üç terminalden oluşuyor. Terminaller arası ulaşım ücretsiz olan sarı otobüslerle sağlanıyor. O değilde blogta şehirleri tanıtmak yerine başımdan geçenleri anlatacakken özellikle bu yazıda wikipedia gibi şehri anlatır oldum. Neyse bu tarz bilgiler için sık kullanılanlardaki sitelerden faydalanabilirsiniz. Gelelim tekrar yaşadıklarıma. Mototaksilerden bahsetmiştim. Bir gün evden çıktık, dedik hadi mototaksiyle hemen gidelim istediğimiz yere. Atladık 2 tane mototaksiye. Daniel benim şoföre gideceğimiz yeri ve onları takip etmesini söylüyor. Önde Daniel'ler gidiyor arkadan biz. Baktım bir ara benim motorcu kaptırmış gidiyor. Dedim gittiğimiz yeri biliyorda ondan böyle hızlı gidiyor ama yinede birader nereye gidiyoruz biliyor musun diye soruyorum. Ama bu şoför olacak........... aynı şekilde devam ediyor. Sonra bir baktım bir ara sokakta, geldik tamam gibisinden beni indiriyor. Arkadaş yolu bilmiyoruz tamam ama gideceğimiz yeride biliyoruz. Neyse adam basıp gidecekken hop motoru tutuyorum bekle bir birader diyorum. Tabi bu ............. hiç bir şey anlamayıp üstüne birde mal mal gülümsüyor. Tabi bende bir beyfendi gibi adama hiç küfür etmeyip olayı çok normal bir şeymiş gibi kabul ediyorum. Telden Daniel'ede ulaşamayınca adama beni eve geri götürmesini bir şekilde anlattım. Neyse ki durağı, evin yanında olduğundan evi bulabildi. O değilde bir kere markete girdik muz yemekten artık doğada başka meyvelerde olduğunu unutmuşum. Hemen manav reyonuna yöneldim. Bir köşede nar görünce sevindim, heyecanlandım hatta duygulandım bile diyebilirim. Tam alacakken bir tanesini tartıp fiyatının 15 dolar civarında olduğunu görünce yavaş yavaş fazla sarsmadan yerine geri koydum. Zavallı Daniel ise bu ne ki diyordu. Sonuç olarak yine muza kaldık

jakartadaki ailem