14 Temmuz 2013 Pazar

Tekrar Görüşmek Üzere Gili Trawangan

Sessiz sakin bir ada hayatını hep merak ettiğimden dolayı Bali’den sonra adanın doğusunda bulunan Gili adalarına gitmeye karar vermiştim. Pek bilinmeyen bir yer olan bu 3 küçük ada, aslında burayı bir kaçış noktası olarak gören bölgedeki backpackerlar arasında oldukça popüler bir yer. Bunun içindir ki her ne kadar çokta doğal halinde bir ada bulamayacağımı bilsem de  yinede buraya gitmeye karar vermiştim. Adalardan en büyüğü ve benimde gitmek için seçtiğim olan Gili Trawangan, gezginler tarafından daha çok tercih edildiği için parti adası olarak adlandırılsa da 800 kişilik bir nüfusu sahip. Adaya ulaşmanın zor olacağını düşünürken aslında çokta kolay olduğunu Kuta’da Legian caddesinde yürürken kaldırıma kurduğu standlarda Lombok ve diğer adalara hızlı feribot bileti satan onlarca kişinin Gili adalarına da bilet sattığını görünce anladım.  Sattıkları bilet ayrıca kaldığınız yerden Padang Bai limanına götürmeyi de kapsıyor. Gidiş-açık tarihli dönüş 120 dolardan başladıkları bileti 40 dolara kadar indirdikten sonra hala pahalı olduğunu düşünsem de bileti  Padang Bai’ye gidip limandan almaya kalksam da 30 dolar olduğunu duyduğum için bileti buradan alıyorum. Adalara ulaşmanın diğer yolu ise normal tekneyle Lombok adasında gidip buradan Gili'ye geçmek. Bu teknelerin başka bir limandan kalktığını bilmekte fayda var. Gili’de kısa bir süre kalıp tekrar Bali’ye geri döneceğimden büyük çantamı yanıma almak yerine küçük çantama bir kaç şey koyup yola çıktım. Limana vardıktan sonra 2 saat kadar süren bir feribot yolculuğu sonrasında Gili Trawangan’deydim. Dikkatimi ilk çeken şey feribotun yanaşacağı bir iskele olmaması.


Adadan Gili Meno manzarası
Kumsala kadar ilerleyen tekneden denize atlayarak iniyorum. İndikten hemen sonra etrafta sizi kendi otellerine götürmeye çalışan bir kaç kişi görüyorsunuz. Bu küçük adada kolaylıkla bir yer bulabileceğimi düşündüğüm için iskelesiz limandan uzaklaşıp yürümeye başlıyorum. Yolun plaja bakan kısımları kumların üzerine kurulmuş cafelerden oluşuyorken diğer tarafı otellerden oluşuyor. Genel olarak oteller bungalow yada bahçe içerisinde normal oda seçeneği sunuyor. Yine bu yol üzerinde bir adet hostel de bulunmakta.  Biraz dinlenmek istediğimden hostelde kalmak yerine bir otede kalmaya karar vermiştim. Şunu bilmekte fayda var ki yalnız gelmiş olsanız bile, adada hiç bir otelde tek kişilik oda olmadığı için en kötü çift kişilik oda tutmak zorundasınız. Otel ararken tanıştığım bir Belçikalıyla önce ortak bir oda tutmayı düşünürken daha sonra tek başıma kalmaya karar verip kahvaltı dahil 15 dolara tuttuğum bir odaya yerleşiyorum. Biraz dinlendikten sonra adayı keşfetmek için sahil boyunca yürümeye başlıyorum ve yaklaşık 2 saat sonra başladığım yere tekrar geldiğimi görünce adanın gerçekten ne kadar küçük olduğunu anlıyorum. Adalardan büyük olanı bu kadarken, küçük adanın ne kadar küçük olduğunu şimdi daha iyi tahmin edebiliyordum. Birbirlerine çok yakın olan bu üç ada arasında gündüz saatlerinde sürekli olarak tekne bulunmakta ve yaklaşık 20 cent kadar bilet. Adanın arka kısımlarında sahil şeridi kayalık plajlardan oluşuyor olsa da adada cafelerin ve otellerin olduğu kısımdaki plaj insanı kendisine hayran bırakır bir güzelliğe sahip. Beyaz kumsalı, berrak suyu, sizinle birlikte yüzen balıklar... Her biri ayrı ayrı insana huzur veriyor. Adada insana huzur veren diğer bir şey ise ot.  Endonezya vizesinin üzerinde her ne kadar uyuşturucu trafiğine bulaşmanın ölümle sonuçlanabilecek cezalara neden olacağını yazsa da bu adada ot bulmak, bulamamaktan daha kolay. Hava kararmaya başladığı an sokaklar gördüğü her yabancıya ot satmaya çalışan gençlerle dolu. Adanın toprak olmayıp, taşla döşenmiş tek sokağı olan bu plaj yolundaki cafelerde çalan reggae müziği, sokaklardaki Jamaika ve Bob Marley tshirtlü, rastalı gençler insanı Jamaika’ya gelmiş gibi hissettiriyor. Adadaki sakinliğin sebebi sanırım birazda bundan kaynaklanıyordu. Ot içmeye gelince, adada polis olmamasından dolayı bu konuda herkes çok rahat. Nüfusun çoğunluğun Hindu olduğu Bali’nin aksine, merkezinde bir caminin ve çoğunlukla müslümanların yaşadığı bu adada halkın bu rastafari hayat biçimiyle nasıl tanıştığını çok merak etsem de birilerine sorup öğrenmeye çalışmak yerine keyfini çıkarmaya bakıyordum. 

otelin kim nereden gelmiş tablosu
Aynı zamanda dalış yapmak için de çok uygun olan bu adada var olan dalış okulları, özellikle Avustralyalı turistler arasında çok popüler. Bu 800 kişilik adada bir de Tir na nog adlı irish pub bulunmakta. Adayı araştırırken adını çok duyduğum için bir gece buraya geldiğimde, gezginlerden daha çok normal turistlerin geldiği bir yer haline dönüştüğünü gördüğümde, içeride pek vakit harcamadan limana daha yakın başka bir yere gittim. Adını her ne kadar hatırlamasam da plaj yolu üzerinde yürürken içeride göreceğeniz gezginlerden ve Jamaika havasından dolayı bu barı fark etmek oldukça kolay. Havanın sıcaklığından dolayı zaten adadaki bütün cafe-bar tarzı yerlerin duvarları olmayıp sadece çatısı bulunmakta. İçeriye gelirsek tanıştığım herkes backpacker olup bir kaç gün buraya dinlenmeye gelmiş kişiler. Bunlar ya Lombok’tan Bali’ye giderken buraya uğramışlar yada Bali’den Lombok-Komodo-Flores üçlüsüne doğru yola çıkmışken buraya gelmişler. Aralarında az sayıdada Bali’den buraya bir kaç günlüğüne kaçmış gezginler bulunmakta. Vizem 1 değilde 2 aylık olsaydı, sanırım bende Papua’ya doğru yolda olduğum için buraya gelmiş olacakken, şimdilik sadece Bali’den bir kaç günlüğüne kaçanlardanım. Cafe-bar-pub-club tam olarak ne olduğunu anlayamadığım bu yerde, aramızdaki İsviçreli birinin doğum günü olması sebebiyle sanki her biri dünyanın farklı bir yerinden gelen birbirlerini bugüne kadar tanımayan insanlar gibi değilde yıllardır beraber olan bir arkadaş grubunun, aralarından birinin doğum gününü kutlamaya gelmiş hali gibiydik. Bir tarafta dans edilirken diğer tarafta yol maceralarımızı, yola çıkış hikayelerimizi konuşuyorduk. Burası tam olarak her gezginin o hayalini kurduğu adalardan biriydi. 


Gecenin ilerleyen saatlerinde otele doğru yürürken, plajdan bir gitar sesi geliyor. Hemen sese doğru gidiyorum ve adanın ne kadar güzel bir yer olduğunu bir kere daha görüyorum. Bir grup genç oturduğumuz kumlar üzerinde gitar eşliğinde şarkılar söylüyoruz. Aramızda Kanada’dan da gelen var Çek Cumhuriyeti’nden de. Yaptığım bu yolculuğun ne demek olduğunu bu adada daha iyi anlıyordum. Yıldızlar altında oturduğumuz bu geç saatlerde, bazılarımız güneşin doğuşu sırasında Lombok adasında bulunan Rinjani Dağı’nın inanılmaz manzarasını izlemek için erkenden kalkıp yatmaya gitse de, kalanlarımız geç saatlere kadar plajda durmaya devam ediyordu.

plajdaki cafelerden biri
 Geçen güzel geceden sonra sabah kalkıp plajdaki cafede, dalgaların sesleri içinde yaptığım kahvaltı ise sanırım yola çıktığımdan beri  en huzur verici anımdı. Kahvaltıdan sonra adanın toprak yolları üzerinde, iç taraflara doğru yürümeye başlıyorum. Halkın büyük kısmı turizm sektöründe çalıştığı için Bali’ye göre daha pahalı olan bu adada plaj yolu yerine, iç kısımlarda çok daha ucuza yerel halka hitap eden yerlerde yemek yemek mümkün. Adanın tüm güzelliğine rağmen halkın, özellikle iç kısımları pekte temiz tutmaması bir hayal kırıklığına sebep oluyor insanda. Adanın bu güzelliğini devam ettirebilmesi için temizliğine ve yapılaşmasına dikkat edilmesi gerekilirken, kimsenin bunu umursamadığı çok açık. Her geçen gün artan turist sayısı sebebiyle adada düzensiz bir şekilde yapımı süren onlarca butik otel inşaatı bulunmakta. Bu sebeplerden dolayı, yine burada tanıştığım bir gezgin, adanın keyfini çıkarabildiğimiz kadar çıkarmamız gerektiğini çünkü artan turist sayısından dolayı buranın da yakında bu doğal güzelliğini kaybedeceğini söylediğinde hak vermemek elde değildi. Geleceği insana kaygı verse de adada hala motorlu taşıt yok, plaj yolunun bir kısmı hariç sokaklarında aydınlatma yok, insanlarından yana bir endişe yok, stres yok.  Buradan birazdan ayrılacağımı bilsem de biliyorum ki bu adaya hayatımın başka bir döneminde bu seferkinden daha fazla kalmak için mutlaka uğrayacağım. Tekrar görüşmek üzere Gili Trawangan...