12 Ağustos 2013 Pazartesi

Eski Tarzdan Yeni Tarza Kuala Lumpur

KL'de gün batımı
Singapur'daki beşinci günümün sabahında kendime geldikten sonra toparlanıp Nicholl Higway mrt durağının bir üst sokağı olan Beach road üzerindeki otobüs firmalarına doğru gittim. Kuala Lumpur'a bilet aşağı yukarı hepsinde 30 dolar civarındaydı. Burayı dün akşam şans eseri sahilde yürürken yol kenarına çektiği otobüsünü temizleyen şoförden öğrenmiştim. Fiyatlar,Jakarta'da Daniel'in bana önerdiği First Couch otobüs firmasıyla aynı olunca boş yere yeni bir firma macerası yaşamak yerine, kalktım bu firmanın Novena meydanındaki alışveriş merkezinde bulunan ofisine gidip, 30 dolara bir bilet aldım. Johor Bahru şehrinden aktarma yaparsam tüm yolu 10 dolara gidebileceğimi bilsem de son iki gün biraz yorulduğum için aktarmasız ve rahat olduğu için bu otobüsle gitmeyi seçtim. Şehirde Malezya'ya giden çok sayıda otobüs firması olsa da bir terminalin olmaması, bilmeyenler için işleri biraz zorlaştırıyor. Her firmanın otobüsü farklı bir yerden kalkıyor. Bilet aldığım alışveriş merkezinin otoparkından yola çıktıktan sonra daha ne olduğunu anlamadan bir baktım sınıra gelmişiz. Bir kaç dakika süren pasaport işlemlerinden sonra Malezya tarafındaydık. Toplamda 6 saat süren yolculuktan sonra akşam saat 10 gibi Kuala Lumpur Bangsar'a vardım. Hiç oyalanmadan ev sahibim Nizar'ın evinin yakınındaki Lrt durağına onunla buluşmak üzere gittim. Nizar bir kaç sene önce 1 ay gibi bir süre tüm Türkiye'yi gezmiş bir mühendis. Tam bir Türkiye aşığı. Kuala Lumpur'a geleceğimi yazdıktan çok kısa bir süre sonra, iyi olan Türkçesiyle bir davet mesajı atmıştı. Bende diğer davetler üzerine hiç düşünmeden, doğrudan Nizar'la iletişime geçmiştim. Ne kadar doğru yaptığımı da şehirden ayrılırken tekrar anladım. Evine geçip onun hikayesini öğrendikten sonra, halkın kısaca KL dediği Kuala Lumpur'da  gidilmesi gereken yerler üzerine konuştuk.

batu mağaraları
Sabah ilk iş olarak ünlü hindu tapınağı Batu Mağaralarına gittim. Bu mağara genellikle girişindeki dünyanın en yüksek Lord Murugan heykeliyle biliniyor. Özellikle Thaipusam Festivali ve cuma gün ki ibadetlerde renkli görüntülerin oluştuduğu mağaraya sıradan bir günde gittiğim için yine bu tarz bir etkinliği kaçırmıştım. Mağarada benim en çok dikkatimi çeken şey girişindeki merdivenler. Çıkması zaten dert olan bu merdivenlerde bir de maymunlar tarafından takip ediliyorsunuz. Elinizde yiyecek bir şey varsa zaten çıkana kadar elinizde kalmasına imkan yok. Bir kızın da kurtarıcısı olduğum bu merdivenlerden sonra tapınağı gezebildim. Bu arada mağaraya önce Gombak lrt durağına oradan da 10 dakikalık bir taksi yolculuğuyla ulaşılıyor. Taksi tam Nizar'ın dediği gibi sadece 3 dolar tuttu. Tapınağa giriş ücretsiz. Kuala Lumpur'a gelmişken bir de kaya tırmanışı yaparım diyeler için de burası en doğru tercih. Onlarca kaya tırmanışı parkuru bulunan bu mağaralar bölgesi macera sevenler tarafından tercih ediliyor. Mağaradan sonra şehrin en ünlü tarihi yapılarından biri olan Masjid Jamek'e doğru yola çıktım. Aynı isimdeki lrt durağının hemen yanında olduğu için ulaşımı oldukça kolay.  Klang nehrini iki kola bölen cami, üç köşesindeki nehir suları ve bahçesindeki hindistan cevizi ağaçları arasında oldukça güzel duruyordu. Öğreniyorum ki bu ağaçlar Kuala Lumpur'daki son hindistan cevizi ağaçlarıymış. Bir de cami için Moğul mimarisinden etkilenilmiş olduğu söylenilse de dışarıdan gördüğüm kadarıyla bana daha çok Orta Çağ İslam Mimarisinden etkilenilmiş gibi geldi. İçeriye girmek için kapısına geldiğimde ise  küçük bir sürprizle karşılaşıyorum. Cami restorasyon çalışmaları sebebiyle ziyarete kapatılmış. Millet gittiği tapınaklarda şans eseri özel festivallere denk geliyor bende gele gele restorasyon çalışmasına. Ne diyelim şans. Gelmişken Klang nehri boyunca yürümeye başlıyorum. Nehrin karşısındaki eski kolonyal yapıları arasında dolaştıktan sonra diğer caddeye geçtiğimde kendimi bir anda bir meydanda buldum. Haritayı çıkarıp kontrol ettiğimde şehrin tarihi meydanı Merdeka (Bağımsızlık) Meydanı'nda olduğumu anladım. Burası adını 1957 yılında İngiliz bayrağının indirilip, yerine Malezya bayrağı asılarak  ülkenin bağımsızlığının ilan edildiği yer olmasından alıyor. Malezya bayrağının çekildiği yeni 95 metrelik bayrak direği ise dünyanın en yükseklerinden biriymiş. Meydandaki en dikkat çekici yapı ise şüphesiz ki Sultan Abdul Samad Binası. Malezya Eyalet binası olarak yapılan yapı daha sonra yüksek mahkeme şimdilerde ise Bilgi,İletişim ve Kültür Bakanlığı olarak kullanılıyor. Bina daha sonraları ülkede etkisini gösterecek olan Moğul mimarisinin Malezya'daki ilk temsilcisi. Yazıyı iyice wikipedia sayfasına çevirmeden yaptıklarıma geri döneyim. Aşırı sıcak olan havadan artık bunalmaya başlamışken, kendimi meydandaki şehir kütüphanesine attım. Amaç kitap okumaktan ziyade oturup biraz nefes almak. İçerideki dinlenme koltuklarında oturup wifiyi kullanırken istemesem de kalkıp devam etmeye karar veriyorum. Hemen kütüphanenin yanındaki Kuala Lumpur Şehir Galerisi'ne gidiyorum. Ben hayatımda böyle ilgili bir bilgi merkezi görmedim. Şehrin  tarihinden ulaşımına kadar her türlü sorunuza oldukça açıklayacı cevaplar veriyorlar. Galeri şehrin büyük bir modelini bulundurmasının dışında ücretsiz wifi sunup, hediyelik eşya bölümüne de sahip. Şehirdeki turizm yetkilileri genel olarak tüm şehirde turistlere olabildiği kadar iyi hizmet vermenin peşinde. Öyle ki şehirde görülmesi gereken yerler arasında gidip gelen ücretsiz otobüsler bulunmakta. Bunlar hakkında bilgiye de yine bu galeriden ulaşabiliyorsunuz.

merdeka meydanı
Her zaman ki gibi bu şehirdeki Çin mahallesine de gittim. Her ne kadar Çin mahallesi olsa da Merdeka meydanına yakın olmasından dolayı bu mahallede de aynı mimari tarzı hissedebiliyorsunuz. Mahallenin pazarı ise ucuza bir şey almak isteyen turistler için yine yakınlardaki Hindistan mahallesiyle birlikte en uygun olan yer. Tarihi yerlerin haricinde bir günümü ise Perdana Park ve Müzeler bölgesinde geçirdim. Buradaki en önemli park olan Kuş parkına gitmemiş olsam da bölgede yürümek oldukça huzur vericiydi. Özellikle hiç beklemediğim anlarda karşıma çıkan botanik parkları gezmek oldukça keyifliydi. Yine bu parkların diğer bir ucundaki Malezya Ulusal Müzesi ise 2 dolarlık ucuz biletine rağmen oldukça iyi eserlere sahip. Müzeye yakın mesafede bulunan tarihi tren istasyonu binası ise tüm güzelliğine rağmen ziyarete kapalı bir yer. Ofis gibi kullanılan binanın içerisini gezmek istesem de tahminimce bir tren firması olan bu firmanın çalışanları izin vermedi.  Buranın bir müze olup ziyaretçilere açık olmaması bence şehrin turizm acısından en büyük eksikliği. Bu binanın karşısında ise Malezya Ulusal Camii var. Kubbe yapısıyla, şık bahçesiyle, avludaki süs havuzlarıyla ve duş alabileceğiniz abdesthanesiyle cami mimarisinde bambaşka bir tarza imza atılmış burada. İçeriye girmek istediğimde ise caminin ibadet saati olduğu için ziyaretçilere kapalı olduğu 1 saat sonra tekrar açılacağını söylediler. Görevlilere aynı yolun yolcusuyuz deyip içeri girdim. Caminin biraz ilerisinde ise İslam Sanatları Müzesi bulunmakta. Oraya da her ne kadar girmek istesem de kapanışa sadece 10 dakika kaldığı için giremedim. Gel gelelim yeni tarz yapılardan şehrin simgesi olan Petronas Kulelerine. Zamanında dünyanın en yüksek binaları olan bu yapı şehrin en çok turist çeken yeri. Binanın ön cephesinde şekilden şekile girerek binayla ilginç pozlar vermeye çalışan insanları görüyorsunuz. Arka bahçesindeki park ise oturup dinlenmek için tercih ediliyor. Bu tarz bütün yapılarda olduğu gibi bunun da girişinde bir alışveriş merkezi bulunmakta. İki kulenin ortasındaki bu alışveriş merkezinin adı  Suria KLCC. Nizar'la birlikte Man of Steel'i izlediğimiz en üst kattaki sinema salonunda ise biletler 4 dolar. Nizar'dan öğrendiğime göre ilk çizimlerde bina iç içe geçmiş iki kare şekline sahipken daha sonra Petronas firmasının başkanının isteği üzerine oval köşelerde eklenerek biraz daha İslam Mimarisini temsil etmesi istenilmiş. 

petrona kuleleri (KLCC)
İki kuleyi birbirine bağlayan skybridge adlı köprüye çıkmak eskiden ücretsiz olsa da şimdilerde 25 dolar civarında. Şehri yukarıdan izlemek için bu kuleler yerine Menara Kuala Lumpur adlı 421 metre yüksekliğe sahip tv kulesini tercih ettim. Buradan Petronas Kulelerini de izleyebileceğim için bana daha mantıklı bir tecih gibi geldi. Ayrıca bu kule şehri izlemek için açık alandan restorana kadar bir kaç farklı seçenek sunuyor insana. Bu seçeneklerden 15 dolarlık ücretiyle en ucuzu olan 276. metredeki gözlem alanına çıktım. Kulenin kendi yüksekliğinin dışında bir de şehirdeki bir tepenin üzerinde yapılmış olması sebebiyle iyice yüksekte bulunuyorsun. Özellikle güneşin batışını oldukça iyi gören bu kulede 360 derece dönerek tüm Kuala Lumpur'u izlemek mümkün. Hemen yanındaki Petronas Kulelerini ise yan cepheden gördüğü için, iki kuleden daha çok bir kuleyi görüyorsunuz. Petronas Kulelerinden farklı olarak ayrıca burada belirli bir süreniz olmayıp kapanacağı saate kadar yukarıda kalabiliyorsunuz. Kapalı bir alan olan bu gözlem kulesinin tek kötü yanı ise akşam karanlığında fotoğraf çekerken dış camlardan gelen yansıma. Şehrin eğlence bölgesi ise altın üçgen dedikleri kabaca Petronas Kulelerinin çaprazı olan bir yer. Zouk clubünün KL şubesinin de yine bu bölgede olduğunu önünden geçtiğimde fark ettim. Gece clublerini denememiş olduğum bu altın üçgende, Vietnamlı sokak satıcıları sayesinde yeni bir mutfağa giriş yaptım.

Daha fazla fotoğraf için tıklayınız