3 Eylül 2013 Salı

Full Moon Vakti Koh Phangan

dolunay sabahı
Kuala Lumpur sonrası kafamdaki Malezya rotası, Cameron Highlands ve Taman Negara'da birer gün kalıp daha sonra Redang ve Perhentian Adaları'na gitmekti. Oradan da kapanışı yapmak için Penang'a geçip biraz dinlendikten sonra Güney Tayland'a doğru yol alacaktım. Peki plan bu iken ne oldu da kendimi 920 km kuzeydeki bir Tayland adası olan Koh Phangan'da buldum. İşin bu kısmı biraz eskiye dayanıyor. Daha bir kaç yıl önce, bu adadaki bir plajda her ay 10binlerce kişinin toplanıp dolunayı kutladığı Full Moon Partiyi duyduğumda, buraya mutlaka bir gün geleceğimi biliyordum. İşte bunun için Kuala Lumpur'da bir gece vakti aya bakıp dolunayın oluşmasına iki gün kaldığını görmek, beni ertesi gün yola çıkartmaya yetti. Sabah ilk iş olarak ana terminal olan KL Sentral'a gittim. Gece yaptığım araştırmalardan sonra adaya giden feribotların Surat Thani'den kalktığını öğrendiğimden, bu şehre trenle gitmenin yollarını sordum. Surat Thani'den de geçen Bangkok'dan Kuala Lumpur'a doğrudan giden bir tren hattını duymuş olsam da görevli aktarma yapmam gerektiğini, bunun içinde iki alternatifim olduğunu söyledi. Ya Penang'dan aktarma yapacaktım ya da Tayland tarafındaki Hat Yai'de. Koh Phangan'dan sonra zaten geri dönüp içinde Penang'ında olduğu Malezya turuma devam edeceğimden, Penang yerine aktarmayı Hat Yai'den yapmaya karar verdim. Akşam saat 9'da bir tren vardı. Uzun bir gece yolculuğu olacağından fazladan bir kaç dolar daha vererek 16 dolara yataklı kısımdan bir bilet aldım. Sıkıntısız geçen yolculukta, sabahın erken saatlerinde Tayland-Malezya sınırına geldiğimde ise hayatımın en rahat pasaport geçişini yapacağımı henüz bilmiyordum. Tren sınır kabul edilen durağa geldiğinde durdu, indim birinci gişeye gittim. Malezya'dan çıkış mührü vuruldu, pasaportumu alıp biraz ilerideki gişeye gittim orada da Tayland'a giriş mührü basıldı. Sonuç olarak yine trenden indiğim yerdeydim. Başka bir ülkeye giriş yaptığım için en azından daha ileriden yada karşı perondan başka bir trene falan bineceğimi düşünürken aynı yere tekrar gelince bir an şaşırdım. Polise trene binip binemeyeceğimi sorduğumda ise biraz beklememiz gerektiğini, bunun içinde bir banka oturabileceğimi söyledi. Sonrasında ise pasaport işlemlerimi halledip halletmediğimi sordu. Hallettim dedim, tamam dedi. O an şunu anladım ki trenden inip direk bir banka oturup bekleseydim, hiç bir pasaport işlemi yapmadan da yine trene binebilirdim. Güzel şeyler bunlar. 


yataklı tren
Yarım saat kadar bekledikten sonra trene tekrar binip Hat Yai'ye doğru yola devam ettik. Tayland'da normal tren biletleri oldukça ucuz olmasına rağmen klimasız ve sert tahta koltukları yüzünden oldukça yorucu olabiliyor. İyi bir tanesi içinde saatlerce beklemek gerekebileceğinden Hat Yai'den Surat Thani'ye otobüsle gitmeye karar vermiştim. Bunun için Hat Yai'ye vardığımda, hemen tren istasyonunun karşısındaki seyahat acentelerine girerek otobüs bilet fiyatlarını sormaya başladım. Genel olarak Surat Thani'ye otobüs oradan da Koh Phangan'a feribot biletini birlikte 40 dolar civarında bir fiyata satıyorlardı. Pazarlıkla bu fiyatı düşürebileceğimi bilsem de yinede pahalı olacağını düşündüğümden hiç denemeyip, tekrar tren istasyonuna gittim. Şanslıydım ki sadece 2 saat sonrasına Surat Thani'ye giden bir tren vardı. Şanssızdım ki özellikle kaçtığım kötü trenlerden biriydi. Daha önce Bangkok-Ayutthaya hattında kullandığım bu sınıf trenleri birkaç saatlik mesafelerde kullanabilirdim ama böylesine 7 saatlik bir yolculuk için pek mantıklı gelmiyordu. Ta ki görevliden bilet fiyatının 2 dolardan daha ucuz olduğunu öğrenene kadar. 350km yolu 1 dolar 70 cente gidebiliyorken ne klimanın yokluğunu ne de koltukların rahatsızlığını dert etmem. Bileti alıp treni beklerken, Kuala Lumpur'dan aynı trenle geldiğim iki Güney Amerika'lıyla tanışıyorum. İstikamet aynı. Bu iki yeni yol arkadaşı sayesinde yolculuk biraz daha çekilir oluyor ve Surat Thani'ye akşam saat 7 gibi varıyorum. 20 saatlik tren yolculuğuyla buraya kadar geldim ama asıl macera bundan sonra başlıyor. Bildiklerim Don Sak adlı bir limandan adaya saat 18'e kadar düzenli olarak hızlı feribotların olduğu, bunun dışında birde saat 22'de son bir seferin yapıldığı ve bu hızlı feribotların iki saat civarında adaya vardığı. Geceyi burada geçirmektense son feribotla adaya gidip, sabaha kadar oyalandıktan sonra bir yer aramaya başlarım diye düşünüyorum. Yol arkadaşlarımdan Perulu olan kız gece vakti feribota binmeye korktuğu için, bunlar önceki gün internetten Don Sak limanın yakınındaki bir otelde kendilerine yer ayırtmışlar. Amacımız farklı olsa da Don Sak'a beraber gitmeye karar verip, limana gitmek için tren istasyonundaki görevlilerle konuşmaya başladık. Minibüsler saat 18'de bittiği için tek yol taksi ve o da 80 dolar civarında tutuyormuş. Meğer liman tren istasyonuna o kadar yakında değilmiş. Tabi bu durumda aslanlarla dolu vadideki 3 ceylan gibi etrafımızı taksiciler sarıyor. Yinede taksiye bu parayı vermeyi düşünmediğimizden, şehir merkezine gidip yemek yedikten sonra belki oradan limana otobüs buluruz ümidiyle merkeze gitmek için taksi tutmaya karar veriyoruz. Bir taksiciyle konuşup anlaştıktan sonra taksiye binecekken, benim gece feribotuna bineceğimi duyan taksici bu feribotun Don Sak'dan değilde şehir merkezindeki limandan kalktığını söylüyor. Hadi bakalım en başa döndük. 

adaya giden son tekne
Başladık tekrar ne yapacağımızı konuşmaya. İlk başta taksiciye pek inanmayıp iletişimimizden kaynaklı bir yanlışlık olduğunu düşünsem de direk taksicinin dediği merkezdeki limana gitmeye karar veriyorum. Bunun üzerine kısa süreli arkadaşlarımda o parayı vermek istemeseler de, taksiyle doğrudan otellerine gitmeye karar veriyorlar. Adada tekrar karşılaşmayı dileyip vedalaştıktan sonra atladım taksiye, dedim hadi gidelim şu dediğin limana. Dediği yere geldik gerçektende denizde tekneler var. Açıkçası taksiciye hiç güvenmiyordum, merkezde bir yemek yiyip tekrar Don Sak'a gideceğimi düşünüyordum ama dediği doğru çıktı. Taksiciye önceden konuştuğumuz gibi 5 dolarını verip teknelere doğru yürümeye başladım. Tabi ben hızlı feribot bulacağımı düşünürken durum bambaşka. Bir kere liman diye bir şey yok, karaya yanaşmış iki tane orta büyüklükte eski balıkçı teknesi, önlerinde birer masa bilet satıyorlar. Biri Koh Phangan'a gidiyor diğeri Koh Samui'ye. Bu iki adanında bu son gece seferi hızlı feribot değilde bu eski teknelermiş ve 6-7 saat sürüyormuş. Durum olumsuz gibi gözükse de aslında tüm gün boyunca en çok bu habere seviniyorum. Yolculuğun uzun sürmesi sayesinde gece yarısı değilde sabah saat 6 gibi adaya varacağım, hem uyumuş da olurum. Koh Phangan masasından 12 dolara bir bilet alıyorum. Teknenin saat 23'de kalkacağını, istersem içeri geçebileceğimi dolaşacaksam da en geç 15 dk erkenden gelmemi söylüyor. Aç olduğum için doyurucu bir yemek yiyebileceğim bir yer aramaya başlıyorum. Neyse ki pek dolaşmama gerek kalmadan biraz ileride pizzacı buluyorum. Wifiside var. Düşünmeyip oturuyorum. Bir yandan pizza yerken bir yandan da hostelword.com dan adada kalacak yer adresleri arıyorum ama her yer dolu. Kafamı her kaldırdığımda ise pizzacı gittikçe kalabalıklaşıyor. Konuşuyoruz hiç birimiz yer ayırmamış. Sanırım bu son tekneye binecek herkes benim gibi ne de olsa bir yer bulurum deyip hiç yer rezervasyonu yaptırmayanlardan oluşuyor. Saat 11'e doğru gelince kalkıp tekneye gidiyoruz. Teknede yerde oturacağımızı düşünürken üst kata çıkınca yatakları görüyorum. Yan yana atılmış yataklardan biletteki numaranın olduğuna geçip oturuyorum ve hemen yanımdaki Kanadalı komşularımla konuşmaya başlıyorum. Kraliçenin tüm genç çocukları sanki gezmek için dünyaya gelmişler. Neyse tekrar tekneye gelecek olursam, içerinin mülteci taşıyan teknelerden bir farkı yok, tabi kimsenin bu durumu taktığı da. Öyle ki bu grubu al ıssız bir adaya koy, The Beach filmindeki gibi bir hayat yaşarız. Birkaç saat konuştuktan sonra birkaç saatte yatarak yolu geçirip sabaha doğru 5 gibi Koh Phangan'a vardık. Limanda, gelenleri otelciler ve minibüscüler bekliyordu. Ellerindeki ada haritasında kendi yerlerini gösteren bu otelcilerden, partinin yapıldığı plajı öğreniyorum ve benim gibi rezervasyonu olmayanların yaptığı gibi küçük olmayan bu adada uzaktaki bir otelle anlaşmak yerine, minibüsle partinin yapıldığı adanın güneydoğusundaki Haad Rin plajına gitmeye karar veriyorum. 

Adaya gelmişim, internetten her yerin dolu olduğunu görmüşüm, şimdi kalacak yer gösteriyorlar hala uzak diye beğenmeyip tam partinin yapıldığı plaja gidiyorum. Bende de biraz sıkıntı var, şansımı çok zorluyorum bir yerde acısını çekeceğim ama hadi bakalım. Plaja geliyorum, şöyle bir baktıktan sonra plajdan çıkan bir ara sokağa girip, iç kısımlara doğru yönelmeye karar veriyorum. Daha sokağa girer girmez bir yer dikkatimi çekiyor. Plajın dibinde olduğu için çok pahalı olacağını düşünsem de yinede yer olup olmadığını sormak için konuşmaya başlıyorum ve 10 dolara bir yeri olduğunu söylüyor görevli. Daha odaya bakmadan tamam diyorum. Şansımı daha fazla zorlamanın lüzumu yok. Odada iki kişilik bir ranza var ve ilk başta zannediyorum ki odaya başka birini daha alacak ama sonradan anladım ki yok öyle bir şey. Tamamdır. Bu kadar riske girdim ama çok iyi bir fiyata tam partinin kalbinde bir yer buldum. 1 günden fazla süren yolculuktan sonra artık yerleşip uyuma vaktiydi. Uyandıktan sonra dışarı çıkınca bir hareketlilik görüyorum. Yarın geceki asıl parti öncesinde, ormanda artık ritüelleşmiş bir orman partisi varmış. Çoğunluk minibüslerle bu partiye giderken, ben sahildeki yerlerde takılmayı tercih ettim. Full Moon Party ise baştan sona yaşanılması gerekilen anlardan oluşuyor. Partiye adını veren dolunay ise eminim dünyanın birçok yerinde buradakinden daha güzel gözüküyordur. Bu konuda adanın pek bir numarası yoktu, zaten kimseninde ayla ilgilendiği de. Gelenlerin çoğu partiden sonra adadan ayrılmış olsa da bir gece daha kalmaya karar veriyorum. Önceki güne göre oldukça sakin olan bu son gece de yine oldukça güzeldi.

Fazladan birkaç fotoğraf için tıklayınız